– Mithat Abi, kesin bi’ yanlış anlaşılma var. Kurban olayım bırakın bizi.

Bu vaziyetten sağ çıkmayı başarırsam eğer, seneye lise sona geçeceğim. Zor bir dönem. Ama şimdiye kadar sadece bir kez, o da kendi mallığımdan, ilkokul üçte sınıfta kaldım. İyiyim yani, aslında hiç fena değilim.

– Ne yanlışı, sikik? Bu sokaklar bizim oğlum! Biz yanlış yapar mıyız lan? Yapmayız ulan!

Hiç olmak istemediğim bir yerdeyim. Aslında bildik yer, yani sonuçta hep takıldığımız parktayız fakat etraf bayağı sakin. Saat de pek makul değil tabii. Üstelik kendine Belalı Gazi dedirten Mithat iti ve askerleriyleyiz. Yani başıma gelmeden buralardan siktirip gitmeyi umduğum şeyin ortasındayız. Dizlerimizin üstüne çöktük ve etrafımızı sardılar. Temiz bir dayak yemek gözümde değil açıkçası çünkü duyduğum kadarıyla daha fena kazalar da çıkabiliyor ellerinden.

– Ya kim dedi abi şimdi yanlış manlış diye. Tamam, şey oldu bir an. Gözünü seveyim. Yok bir şey.

Hakiki bir ibne olduğumu düşündürecek her hareketi yapıyorum ama olsun. Daha götü kaptıracak pozisyonda değiliz sanırım. Yani en azından, öyle olmadığımızı umuyorum.

– Ulan bu çocuklar bana emanet! Biz hep yan yanayız yavşak! Biz hep buradayız!

Söylediklerinin birbiriyle alakasını çözemediğim için ne olmuş olabileceğini kestiremiyorum. Burnuma kadar gelip, bağırıp, sonra geri çekilmese keşke. Vallahi vursa rahatlayacağım. Bir an evvel olup bitsin her şey. Siktirip gidelim buradan. Allah aşkına eve dönelim. Sonra ne ben çıkacağım dışarı ne de benim gerzeği salacağım zaten.

– Abi geçen gün gelen zarboları diyorsan eğer Kuran çarpsın ki biz o mevzuyla ilgili hiçbir bok yemedik abi.

– Siktir git, ne diyorsun lan? Zarbo abiler bana gelirler zaten direkt. Seninle ne alakası olacak o işin am deliği! Onu mu diyorum ben? Ben bunu diyorum!

Beş parmağı birden kardeşimi işaret ederken aklıma ton binlerce şey geliyor fakat hiçbiri geldiği yere yatmıyor Allah için. Sıçtık mı, der gibi yalvararak bakıyorum benimkine. Sıçmış olabiliriz, diyor sanki. Siktiri çekiyorum içimden.

– Ne yaptı Mithat Abi? Sal bizi, ne yaptıysa gözünün önünde vereyim cezasını.

Kestiğim raconun bu hayvanlar için kuruş değeri olmadığını biliyorum. Buraların en sert çocuğu sayılmam maalesef. Aslında şöyle gerilip gerilip Belalı’nın ağzına sağlam bir tane oturtacak taşağım olmasını çok isterdim ama yok. Bunu onlar da biliyorlar. Çünkü ben ortaokula geçtiğim yaz bir film seyrettim.

Böyle aynen bizimki gibi sikik sokuk bir mahallede, aha da böyle dalyarak heriflerin arasından boks mucizesi sayesinde sıyrılan bir adamın hikayesiydi. Dedemle izlemiştik. Sonra da bir koşu alt mahalledeki karate kursuna gitmiş ancak ayarsız bir pezevenk ilk ayın sonunda ağzımı elime verince salya sümük eve dönmüştüm. Dedem de içli içli ağlamama dayanamayıp önce kursu basmış, sonra artık nasıl umutsuz şeyler duyduysa, eve dönünce normal yollardan yırtmamı yani okula gitmemi tembihlemişti. Söz vermiştim o gün ve söz verişler konusunda, hele de bu kişi dedem ise, Belalı Gazi’nin diğer bazı konulardaki hassasiyeti kadar hassastım.

– Abi valla anlamıyorum. Ben akşam eve geldim, sonra bi baktım bu geri zekalı yok. Çıkıp bulayım dedim, o kadar. Bir durum yok yani. İnsan kardeşini aramaz mı abim? Sen olsan aramaz mısın?

Aslında önce başka bir şeyi fark etmiştim, çünkü odaya girdiğinizde ilk onun yokluğunu hissedeceğiniz kadar yaşlıdır dedem. Emin değilim ama doksanını geçti herhalde. Kapılara sığmayacak geniş omuzları, devlerle kapışacak boyu posu ya da ağır ve kasvetli kokusu değildir onu bu kadar fark edilir kılan. Dedemdir o. Bizim gibi iki geri zekalıyı hak etmeyecek kadar adamdır çünkü.

– Neredeymiş peki? Soralım o zaman bu göt verene?

Benim mal değneğinin ağzına bakıyorum fakat bizi kurtaracak tek kelime edemiyor dangalak. “Okul çıkışı,” diyor, “Emreler,” diyor, “biraz votka içtim,” diyor. Kısacası sıçtığımızı sıvıyor bir güzel.

– Abi tamam, bırak ben geberteyim şunu.

Sus, demek olduğundan emin olduğum küçük bir el hareketi yetiyor susmama.

– Kübra da orada mıydı lan?

O an sönüyor umutlarım çünkü şu durumda herhangi bir dişinin adı gebermemiz için yeterli maalesef. Bıraksalar gerçekten boğazlarım kardeşimi. Milyon kere anlattım. Hakikaten, en az bir milyon kez çıkmıştır ağzımdan aynı cümle. Bu heriflerin karılara bulaşmayacaksın. Hangisinin onların olduğundan tam olarak emin olamayacağımız için, bu mahalleden hiçbir kıza bakmayacaksın. Net. Daha ne deseydim be, daha nasıl anlatsaydım?

– Abi, Kübra Mübra yokmuş abi.

Zombi gibi dönüyor olduğu yerde. Hani sanki beni o an fark etmiş gibi. Az sonra hırıl hırıl yaklaşacak ve etlerimi çiğ çiğ yiyecekmiş gibi. Tuhaf bir gülümseme geçiyor yüzünden Belalı’nın.

– Biz senin gibi boş muyuz lan? Uçmadan pilot olmuşuz be biz!

Şöyle alıcı gözüyle bir daha bakıyorum herifin yüzüne ve katmerli sıçışın sinyallerini yakalıyorum.

– Yok abi, estağfurullah.

Belalı Gazi elini yanındaki ufaklığın omzuna atıyor. Erman… Belalı’nın yumuşak karnı. Baba bir, ana ayrı kardeşler. Eskiden gıcıktı buna Belalı ama baba üçüncüyü alınca işler değişti tabii. Öl dese ölmez herhalde de, öldür dese affetmez sanırım.

– Bu oğlan daha on beşinde kaybetmiş be!

Ağzımı doldura doldura “Siktir git lan yavşak, bizim neremiz kazanmış,” diye bağırmak istiyorum ama ses edemiyorum elbette. Gerçi yine de ortamın ortalamasını yükselten bir yapıdayız kardeşimle. Okula gidiyoruz mesela. Yani öyle laf olsun diye de değil, gidiyoruz bayağı bayağı. Bir de dedem var tabi. Ah, Yaradan’a kurban olduğum dedem…

– Abi, Erman benim de kardeşim sayılır.

Nah sayılır. Bana ne lan Erman’dan. Sikmişim Erman’ı. Yani öyle ölsün, gebersin falan demem ama bana ne yani şimdi Erman’dan. Şu pozisyonda benimki daha çok kardeşim sayılır.

– Bu çocuk o kıza kıyamazdı be, elini süremezdi. Değdin mi lan kıza? Değdirdin mi?

Mithat’ın eli kardeşimin ensesinde bir tokattan umulmayacak kadar şiddetle patlıyor. Allah için ben de çok kızgınım benim lavuğa, hakikaten etlerini koparmak istiyorum ama bu pezevenklerin ona dokunmasına da gelemeyebilirim yani! Bir “Hop!” çekip ayağa fırlamak bir seçenek olamayacağı için sularına gideceğim, başka çare yok.

– Ciddiler miymiş abi?

Ciddilermişti tabi. Bu soru, soru mu şimdi? Deli deli bakıyor Mithat. Kendinde mi değil mi anlayamıyorum. Çünkü normal piyasa mallarının yanında, mahalledeki torbacıların ellerine geçen her boku denettirdiği heriflerleyim.

– Evleneceklerdi lan! Bu çocuğun anası soruyor gelinim nerede diye. Ne diyelim biz o anaya şimdi lan?

Durumun analı babalı olduğundan şüpheliyim ama ciddiyet mevzusu, en az mevzunun kendi kadar ciddi belli ki. Kıza bakmak bir yana, ciddiyetli bir kıza bakan kardeşime dönüyorum. Bu muyuz lan biz? Sikindirik evlerde, gündüz gözüne, ispirtodan hallice votkaları içecek kardeşler miyiz lan? Damarlarımızdaki asil kana uyar mı bu? Dedemin torunlarına yakışır mı?

– Ne yaptın lan sen? Ne diyeceğiz be dedeme?

Bu spastik dangalak hatırlamadığı için yiyor bu bokları. O sıralar hala anamın memesini emikleyecek kadar küçük olduğundan böyle rahat tabi. Halbuki ben unutmuyorum. Dedemin, ne Doğan’a ne Şahin’e ancak bir göte benzeyen arabamızı yumrukladığı o gece kımız içip at binecek kadar büyüdüm ben. Babamın farlarından başka hiçbir şeyin görünmediği sokak, evlerin yavaş yavaş açılan ışıklarıyla aydınlanmış, dedemin taşaklı yüreğine ve ailemin tuhaflığına tüm mahalle şahit olmuştu o gece. Bu amcıklar bilmese anaları babaları biliyor lan kim olduğumuzu. Kolay mı öyle bize diz çöktürtmek?

– Kübra nerede lan götler? Kübra nerede oğlum?

Sikimde bile değil o orospu. Neredeyse nerede lan? Bana mı sordu ona buna değdirtip ellettirirken?

– Bilmiyoruz dedik ya be!

İçimde kurtla köpek kırması böyle tuhaf bir hayvan koşmaya başlıyor. Sanki ısırarak Belalı’nın bir yerlerini koparırmışım gibi geliyor aniden.

– Sen bana nasıl bağırırsın lan? Adam mısın oğlum?

Ayağa kalkıyorum. Aslında hep kalkabilirdim ama şimdi kalkıyorum. Erman iti Belalı’nın yanından zıplayıp çöküyor benimkinin üstüne. Gerzek merzek, fark etmez lan, kardeşim be o benim. O boktan kurstan hatırladığım kadarını türlü film ve mahalleli abilerin tarzıyla birleştirip ‘atıl kurt’ pozisyonunu alıyorum. Kaçış yok, sikeceğim belasını. Sayko sayko gülmeye başlıyor Mithat ve en korkutucu özelliğiyle saldırmaya hazırlanıyor. Şlak, açıyor kelebeği.

Şu dakikadan itibaren olacakları az buçuk tahmin edebiliyorum, geri zekalı değilim çok şükür. Fakat vazgeçemem artık maalesef. Gözüm döndü mü elime koluma hakim olamama ihtimalim de var. Çünkü aslında bildiğin deli kan akıyor damarlarımda. “Kundakta bebeğin var senin! Ben bu kızın, o sübyanların rızkını el alemin karısına yedirtmem! Gideceksen önce beni çiğneyeceksin!” diyen dedem kadar, bunu duyunca gaza basıp öz babasını bacağını ezen babam kadar manyağım lan ben!

Kollarımı geriye savurup az sonra kanatlanacakmış gibi koşuyorum Belalı’nın üstüne, fakat tam hedefe konacakken adımı duyuyorum gerilerden. Acaba deyip yerimde dönmemle beraber tak takıveriyor götüme Belalı kelebeği. Olduğum yere yıkılıyorum.

Ölmek böyle bir şey demek, şimdi sokacak kalbime derken Mithat sürüsünü toplayıp geri çekiliyor. Dedemin bastonunu görüyorum. Sallaya sallaya geliyor kurban olduğum. Onun kadar, arkasından koşan ihtiyar heyetinin genç sayılacak üyeleri de etkili oluyor sanırım. Ben yattığım yerde domdom kurşunu yemiş gibi böğürürken kucaklıyor birileri. “Yok bi şey babalar, sıyırmış sıyırmış.”

Derinden bir uyku çöküyor içime. Sanki unumu eleyip eleğimi asmış, kafama takacak hiçbir şeyim kalmamış gibi huzur doluyorum. Dedem burnundan soluyarak ecdadımıza söverken kuş gibi hafifliyorum yeminle. Sıyırdık çünkü. Ben dedemin soyunun şuur ve gururunun gerektirdiğini yaptım, Allah da yüzümüze baktı çok şükür.

Önden koşan kardeşim, kafasını çevirip çevirip ölmememi söylüyor salya sümük. Ufak be daha. Kimin ne yapacağını, işlerin neye varacağını nereden bilsin? Affediyorum salağı. Az evvel el alemin karısı yüzünden bıçaklanmış olmamın hiçbir önemi kalmıyor böylece. Ölmüyorum ulan işte, öldüremiyorlar.

Dedem bana vuramadıklarını da ona vurduğu için kıyamıyorum piçe. Herkes bir dursun ve tüm mahalle duysun diye derin bir nefes çekip bağırıyorum.

– Ağlama, tamam! Böyle kolayına bitiremezler bizi! Biz hep yan yanayız oğlum! Biz hep buradayız!

 

Canan AKYÜZ