İKİ AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ

Category archive

Edebiyat

Edebiyat hakkında her şey

Mario Levi’nin Kaleminden

Kategori:Edebiyat yazar:

Edebiyat bir mirastır… Bu sözler aklıma ne zaman geldi? Kimlerden, nasıl hangi duygularla? Yola çıktığım, tabiri caizse ilk hikâyelerimi çiziktirmeye başladığım günlerde, bu gerçeğin ne kadar farkındaydım? Aradan ne çok zaman geçmiş. Ne çok iklim, ne çok mevsim…

Bu mirası hep içimde taşımaya çalıştım. Derinlerimde hissetmeye… Başka türlüsünü yapamazdım. Hikâyeler yazdım. Kimileri birilerine dokundu. Sorular sordum. Edebiyatın temel var oluş meselesi soru sormaktı çünkü. Soru sorabilmek, dahası sordurmak…

Günün birinde başka bir ihtimalin eşiğine geldim. Yolun bir yerlerinden alıp, kaybolmamak için cebime koyduğum taşları birilerine gösterebilir, hatta verebilir miydim? Birilerine gelin siz de bu taşlara dokunun diyebilir miydim? Hissedin, tüm benliğinizle hissedin… Maceranın başladığı yerdeydim. Ne kadar süreceğini, nasıl yaşanacağını bilmediğim bir maceranın… Macera, macera olmazdı zaten aksi halde, değil mi?

Edebiyat bir mirastı, evet. Bu mirasın neresinde durduğumu bilmiyordum. Tek istediğim hissedebileceklerimi hissetmekti. Yazı atölyelerimin başladığı günler bu günlerdi işte. Sonra Mim Sanat Merkezi’ne adımımı attığım günler de geldi. O günlerde, güler yüzünü benden hiçbir zaman esirgemeyen, aslında hiç kimseden esirgemeyen Olga ile yıllar sürecek bir teşriki mesaiye de adım attığımı bilmiyordum ama. Bu anlamlı beraberliğin daha ne kadar süreceğini bilmediğim gibi… Nerdeyse on beş yıl… Dile kolay… Bu yıllar içinde çok yazar adayı tanıdım. Çok yazı yolcusu… Kimilerinin kitapları çıktı. Onlardan da günü geldiğinde bahsedeceğim.

Şimdi de yeni bir yola çıkıyoruz. Emekler görücüye çıkıyor. Bu dergide Mim Sanat yolcularının neler anlattığını görecek ve dinleyeceğiz. Seslerinin birçok yerde yankılanacağından hiç şüphem yok. Yazıların ne kadar büyük bir heyecanla yazıldığını biliyorum. Oradaydım çünkü. Biz hepsini daha önce paylaştık, artık size duyurmak istiyoruz.

Zaman akıyor… Saatin tik taklarını duyuyor musunuz? İçlerinde kalp atışlarımız da var…

Mario Levi İle Yazı Yaratım Atölyesi yazarlarından “MiMli Yazılar”

Kategori:Edebiyat yazar:

2004 yazıydı; MiM Kadıköy’ün tarihi binalarından biri, Taranto Apartmanı’nın ikinci katındaydı. Kurulduğumuz günden itibaren müzik, tiyatro gibi edebiyatın da mutlaka yaratım süreçlerimiz içinde yer alması gerektiğini düşünüyorduk. Ne büyük şanstı ki o dönem  İstanbul’ da yazı atölyelerini başlatan; çok güzel bir tesadüfle tanışma fırsatı bulduğum; edebiyatımızın önemli yazarlarından Mario Levi o yaz  küçük, sıcak mutfağımızda çayını yudumlarken – bu noktada umarım bıktırmadan tatlı tatlı ısrarlarımın etkisi büyük- “Haydi deneyelim bakalım, tanıtımlara başlayabilirsin.” dedi. Başladık; on dört yılda yüzlerce serüvenci hikayelerini kaleme aldı atölyede, on altı yazar roman ve hikayeleriyle okuyucuyla buluştu. Yakında tanışacağınız yeni yazarlar ve kitapların heyecanını yaşıyoruz.

Tüm bunlar olurken iki-üç yıl önce “Neden bir dergimiz olmasın?” diye düşündük. Yazarlarımızı , hikayelerini paylaşabileceğimiz bir platform oluşturmak; edebiyat/ sanat alanında çeşitli yazı, haber, araştırmalara da yer vererek yeni bir buluşma alanı yaratmak istedik. Proje için  fikri veren; yılllardır  tüm yazı yolcularını sabırla dinleyen, yüreklendiren sevgili Mario Levi’ye ve dergimizde emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizle…

Olga ÜNAL

 

İlk Dosyamız Yayında; “Hermann Broch”

Kategori:Edebiyat/hermann broch/inceleme yazar:

Dergimizin ilk dosya konuğu “Büyülenme” ve “Vergilius’un Ölümü” romanları üzerinden Hermann Broch. Dosyayı hazırlayan yazarlarımız Burcu EYÜBOĞLU ve Şule GÖKÇENAY DANE.

Yazarlarımıza çalışmaları sırasında gösterdikleri ilgi ve işbirliği için Onk Ajans’a ve İthaki Yayınları’na teşekkürlerimizle…

Sevgili Ahmet Cemal’i saygıyla, özlemle anıyoruz.

 

Hermann Broch “Büyülenme” – Burcu EYÜBOĞLU

Hermann Broch “Vergilius’un Ölümü” Şule GÖKÇENAY DANE

 

 

Galeri

Kategori:Edebiyat/Fotoğraf/Seyahat yazar:

 

Devamını Oku…

MiMli Yazanlar ve Kitapları

Kategori:Edebiyat/Fotoğraf yazar:

14 yıldır yazı yaratım atölyelerimizde hikayelerini bizlerle paylaşan katılımcılarımız arasında raflarda kitaplarını gördüğünüz yazarlar var. Onları sizlerle tanıştıralım istedik.

Okay ULUDOK – 40 Şizofrenden 1 Öykü (Doğan Kitap)

Nilgün ŞİMŞEK – Öykünün Karanlık Yüzü (Goa)/ Siyah Sardunyalar, Kesin ki Seni Seviyorum (Yitik Ülke Yay.)

Batuhan BİLGİÇ – Çatı, Nasıl Düştüğümü Hatırlamıyorum (Kafekültür Yay.)

Canan AKYÜZ – Elemge (Dedalus Kitap)

Hande GÜNDÜZ – Uzun Irmak Boyunca (Alakarga)

Sevgi CANSEVER – İki Bahçe Bir Pencere (Yitik Ülke Yay.)

Tuğba GÜRBÜZ – Lodos Çarpması (Nota Bene Yay.)

Benen ÇETİNDAĞ – Küstümcüklerin Uyanışı (Yitik Ülke Yay.)

Nevbahar ATABAY – Tutulma (Yitik Ülke Yay.)

Levent KENT – Son Masal (Epsilon)

Özlem UYSALER – Deli Kız Kapınızı Çaldı mı? (Mavi Ağaç)

Müge SANDIKÇIOĞLU – Diş ile Düş Arasında (Yitik Ülke Yay.)

Birten ENGİN NALİŞ – Mutfak Büyücülerimden Masallar (Cinius)

Nevin ONAN – Sevince Gidince Bitince (Çivi Yazıları)

Pek yakında yeni yazarlar ve kitaplar ile tanışacaksınız.

“Edebiyat Durakları” Sait Faik ve Hikaye Adası ‘Burgaz’

Kategori:Burgazada/Edebiyat/gezi/sait faik abasıyanık yazar:

 

 

“Hiç içinize taş gibi, ağır bir su gibi bir sevgi oturdu mu?”

Köşkün girişinde, taşların üstüne oturmuş, bir eli havada; sanki bir çocuğun, köpeğin,kedinin kafasını okşar gibi. Belki çocukluğunu almış yanıbaşına, yalnızlığını; aşktan, tabiattan, yokluktan, kavgadan, sevgiden, insandan söz açıyor. Balıkçı kahveleri, meyhaneler, sokaklar, iskeleler, vapurlar…

“İnsansız hiç bir şeyin güzelliği yok. Her şey onun sayesinde, onunla güzel.” diyor.

 

 

Köşkün bahçesine taşınmadan önce Kalpazankaya’dan denize doğru bakıyordu. Tepede sırtını taşlara dayadığı yerde durup bakınca sanki arkanızdan “Hişt!” diye sesleniyormuş gibi gelir hala. Gün batarken balıkçıların adaya dönüşünü birlikte izlersiniz sanki, o sizden daha meraklı bir çocuk gibi takip eder motorları.

Çünkü insansız olmadığı gibi denizsiz, rüzgarsız,çiçeksiz, balıksız da olmazdı. Hatta ‘çiçeklerin ve balıkların adını bilmeyen hikaye yazamaz.’ dı.

 

Hikaye yanıbaşından geçerdi, kafanı biraz kaldırsan pencerede görürdün. Sokakta evinin karşısındaki bahçe duvarının önüne sandalyelerini atmış, dertleşirdi; tramvaya biner, kuyrukta bekler, bankta uyurdu hikaye.

“Ben hikayeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünmem. O halde bu adamın hikayesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n’olur.”

Büyük değil ama derin, örneğin beklemeyi anlatırken;

“Mektep bahçesinde bir muhacir kederiyle beklemek…” der hikaye.

Anlatırken bir şeyler de düşler, ister;

“Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya… Insanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya… Hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı… Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya…

Sevilmeye layık, küçücük kızların orospu olmadığı, geceleri hacıağaların minicik kızları caddelerden yirmi beş lira pazarlıkla otellere götüremediği, her genç kızın namuslu bir delikanlıyla konuşabildiği, para için namus, ar, haya, hayat, gece, gündüz satılmadığı bir dünya… Muhabbet tellâllarının günde otuz lira kazanmadığı bir dünya… Sokaklarda sefillerin bulunmadığı bir dünya… Kafanın, kolun çalışabildiği zaman insanın muhakkak duyabildiği, eğlenebildiği bir dünya… İçinde iyi şeyler söylemeye, doğru şeyler söylemeye salahiyetle kıvranan adamın, korkmadan ve yanlış tefsir edilmeden bu bir şeyleri söyleyebildiği bir dünya…”
Sait Faik’in adasından ayrılırken kendinizi daha kalabalık, biraz daha aşık, umutlu hissedersiniz. Vapur uzaklaşırken sahilden size el sallayan bir çocuktur o. Siz de içinden “Burgaz” geçen hikayenizi giyinip dünyaya karışırsınız.
Yazı – Fotoğraflar : Olga ÜNAL

Özgür KAYIM ‘Zagon’

Kategori:deneme/Edebiyat/yazarlar yazar:

William Burroughs ve Cut Up Tekniği:

Beat Kuşağının en önemli temsilcilerinden William Burroughs’un;  Yumuşak Makine ile başlayıp, Patlamış Bilet ve Nova Ekspress’i devam eden üçlemesinin edebiyat dünyasında kendine has bir özelliği vardır. Üçleme Cut-Up ismi verilen ve tümüyle Burroughs’a has bir kolaj tekniğiyle yazılmıştır. Burroughs bu yöntemi, müzikten esinlenerek ortaya çıkarttığını söyler. Teyp bantlarının rastgele kesilip birbirlerine yapıştırılması müzik gruplarının kullandığı bir yöntemdir. Yazar da metinlerinde benzer bir teknik kullanarak; cümleleri ve düşünceleri kesip birbirlerine monte eder. Yazarın deyişiyle tekniğin amacı; çağrışım kalıplarını kırmaktır. Üçleme; deneysel edebiyat ve anti edebiyat olarak da tanımlanmıştır.

Jose Saramago ve Leyla Erbil İşaretleri:

Portekizli yazar, şair, oyun yazarı ve gazeteci Jose Saramago; eserlerinde nokta ve virgül dışında hiçbir imlaya yer vermemiştir. (Sadece ilk romanı Çatıdaki Pencere romanında bütün imla işaretlerini kullanmıştır, ama bu kitap onun onayı olmadan ölümünden sonra basılmış, kendisinin ise hayattayken basılmasına izin vermemiştir).  Saramogo; Economist Dergisi’ne yaptığı açıklamada bu seçimin sebebini şöyle açıklar: ‘‘ İmla; trafik ışıklarına benzer; eğer çok fazlalarsa yoldan uzaklaşmanıza yol açabilirler.’’

Birbirlerine benzer arayışlar, birbirinden farklı coğrafyalarda Saramago’yu, Leyla Erbil ile buluşturur. Leyla Erbil de imla işaretlerini kendine has biçimde kullanmıştır. Hatta kendi buluşu olan imla işaretlerini metnine dahil edebilecek kadar! Örneğin olmayan bir imlayı; virgüllü ünlemi kullanmıştır metninde. İmla işaretlerine müdahale ediyorsunuz saptamasına ise söyle cevap vermiştir: ‘‘ … tersine yetersiz imla işareti, gramer ve dil benim beynime müdahale ediyor.’’   

Fernando Pessoa ve Heteronym:

Edebiyat tarihinde sahte isimle yazan çok sayıda yazar vardır. Takma isim, mahlas, kalem adı, pseudonym ya da nom de plume gibi deyimler sıklıkla kullanılmıştır takma isim yerine. Portekizli yazar Fernando Pessoa ise mahlas kavramının anlamını genişleterek; edebiyat dünyasına heteronym kavramını kazandırmıştır. (Heteronym Latince’den birebir çevrildiğinde, öteki kişilik anlamına gelir). Pessoa, yazım hayatı boyunca seksene yakın heteronym kullanmıştır ve kullandığı her heteronym için özel olarak biyografiler yazmıştır. Yani Fernando Pessoa’nın eserleri dediğimizde, aklımıza kendisi tarafından yaratılmış pek çok hayali yazarın ortaya çıkardığı eserlerin toplamı gelir. Pessoa yarattığı tüm öteki kişilikleri; birbirinden bağımsız edebi akımlara bağlı, farklı siyasi ya da dini görüşleri sahip, farklı meslek gruplarına mensup kişiler olarak kurgulamıştır.

Metin Kaçan ve İlk Argo Anlatıcı:

Pek çok kaynak Türk Edebiyatı’nda argo dilin kullanımını Hüseyin Rahmi Gürpınar ile başlatır. Orhan Kemal, Kemal Ateş ve Latife Tekin’le sürdürülen kenar mahalle ve gecekondu olgusu ve dili, İlk kez Metin Kaçan’nın Ağır Roman’ıyla ise yeni bir boyut kazanır.2 Bu romanın yenilikçi tarafı, dilidir. Daha önce Türk Edebiyatı’nda otantik dil ve argo dil kullanılmıştır ama bu dil karakterlerin dilidir. Ağır Roman’da ise bu dil, ilk defa anlatıcının dili haline gelir.   Ağır Roman’da kullanılan dille ilgili Metin Kaçan ‘’Orada öyle bir yaşam varsa, bunu yadsımamak gerekir…’’  demiştir.

George Perec’in Kaybolan e’si:

Dünya edebiyatlarında ses ve ses grubu; harf ve harf grubu ihmal edilmesi üzerine oynanan oyunların geneline Lipogram denir. Lipogram tekniği ile yazılmış George Perec romanı Kayboluş ise bir yazım tekniğini kullanmanın ötesinde anlamlar içerir.

Polonya’dan Paris’e göçen iki işçinin çocuğudur, George Perec. Altı yaşına geldiğinde hem annesini hem de babasını İkinci Dünya Savaşı’nda kaybeder.  Eğer Freud’un  ‘’Yaşam, ilk altı yılın tekrarından ibarettir ’’ önermesi doğruysa, bu kayıp onun tüm yaşamını hep aynı yere döndürecek bir labirente dönüştürür. Her seferinde aynı yere, çocukluğunda yaşadığı kayıplara…

George Perec’in La Disparition (Kayboluş) romanı Kayboluş, alfabeden bir harf eksilterek yazılır yani Lipogram tekniğiyle. Romanda kullanılmayan e harfi, Fransızca’nın en fazla kullanılan harfidir. George Perec romanı neden ‘e’ harfini kullanmadan yazdığı sorusunu her seferinde ‘‘Çünkü benim ismim George Perec’’ diye cevaplasa da, belki de yazınsal bir protestonun detayları için, Nazi işgali sonrası Fransa’da ortadan kaybolanların yakınlarına  verilen ölüm kağıtlarına bakmak gerekir. Çünkü bu kağıtların üzerinde yazan ibare romanın ismiyle aynıdır: Acte De Disparition…3

Beşir Fuat ve İntiharın Kaydı:

Albert Camus; Sisifos Söyleni’nde intihar kavramı ile ilgili şöyle yazar: ‘‘ Böylesi bir eylem, yüreğin sessizliği içinde tıpkı büyük bir yapıt oluştururcasına hazırlanır. İnsanın kendisi de bilemez. Bir gün tetiği çeker ya da kendini atar.’’4 Çevirmen, gazeteci, fikir adamı Beşir Fuad ise Albert Camus’nun felsefi denemesinin yayımlanmasından yaklaşık otuz sene önce onun savını desteklercesine, bir mektup yazar arkadaşına ve planladığı intiharın detaylarını anlatır.  Osmanlı toplumunda nadir görülen bir yoldur, intiharı seçmek. Günümüze gelene kadar, daha da nadir görüleni ise intiharın kayıt altına alınmasıdır.

Cemil Meriç; Kırk Amber kitabında Beşir Fuat ile ilgili şu cümleleri kullanır:  ‘‘Kavgaya devam etti. Gönülle aklın, şiirle nesrin, imanla inkarın, Doğu ile Batı’nın kavgası. O yalçın irade, bu çılgın savaşa üç yıl dayanabildi. Hayalle gerçek arasındaki uçurum, maddecilikle doldurulamazdı. Naşını fırlattı uçuruma. Don Kişot’u kitaplar çıldırtmıştı. Beşir’i ise kitaplar öldürdü.’’5  Beşir Fuat’ın intihar mektubu, ise şu cümlelerle sonlanır: ‘‘Bundan tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı.’’ 

*Zagon (Arg.): Yol, yöntem, kural.

Kaynakça:

1.Owiklit.com/  Top 10 Writers Who İgnored The Basic Rules Of Punctuation

2.Cervates’in Yeğeni Metin Kaçan Üzerine Yazılar (Everest Yayınları)

  1. K Dergi (Aralık 2007)
  2. Albert Camus Sisifos Söyleni (Can Yayınları)
  3. Cemil Meriç Kırk Amber Cilt 1 (İletişim Yayınları)

 

Özgür KAYIM

 

 

 

 

 

Kitap Kokusu “Kediköy Sahaf”

Kategori:Edebiyat/Söyleşi yazar:

 

Teknolojinin ilerlemesiyle  okuyucunun internet üzerinden sipariş ile alışveriş ve  e-kitap projesine ilgisinin artması, kitapçılara ve sahaflara daha az uğrar hale gelmesini etkileyen sebeplerden biri. Okuma oranı düşük ülkelerden biri olmamız dolayısıyla biz edebiyatseverlere düşen görev kitap dükkanlarına ve sahaflara dikkat çekmek olmalı.

Bu nedenle ilk sayımızda Sel Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı “Yük Şehir” ile tanıyıp sevdiğimiz Özgür Çakır’ın ortaklarından biri olduğu Kediköy Sahaf’ı sizin için gezdik. Özgür ile sohbet edip onun önerilerinden oluşan bir örnek set hazırladık.

 

Kediköy Sahaf’ın kuruluş öyküsüyle başlayalım.

İki yıl önce üç arkadaş kafa kafaya verdik. Gazeteciydim ve artık Türkiye’de son birkaç yıldır bu işi yapmanın koşulları ortadan kalkmış durumdaydı. Diğer iki arkadaş da farklı şekillerde işsiz ya da yeni arayış içindeydi. Daha çok internet üzerinde içerik üretmek üzerine yoğunlaşırken, kitap satmak işi ağırlık kazandı. Züğürt Ağa filmini hatırlarsınız; bir sürü iş denedikten sonra aslında en iyi yaptığı işi, çiğ köfteyi hatırlar ya, bizimki de onun gibi oldu. İyi birer okuyucuyduk. Eğer bir şey satacaksak en çok anladığımız şey olsun dedik. İki yıldır yolumuza iki kişi olarak devam ediyoruz. Kadıköy’de bir işhahının 4. Katındayız. Çok göz önünde değilmişiz gibi görünsek de, yavaş adımlarla da olsa, özellikle de internetin gücü, kitap severlerin birbirlerine duyurması aracılığıyla görünürlüğümüz artıyor.

Kediköy’de birbirinden  farklı türlerde çok sayıda kitap var. Kitap verenler ve alanlar düşünüldüğünde ağırlıklı olarak ne tür kitaplar var raflarda?

İnternet üzerinden ilk sattığımız kitabı hatırlıyorum. Adı; Kız Tavlama Sanatı idi… Kediköy Sahaf’ın bir artısı da hemen hemen her türde kitaba neredeyse eşit ağırlıkta yer vermeye çalışması. Ama illa da bir ağırlık olacaksa, edebiyat ve sosyal bilimler üzerine olanlar diyebiliriz. Eksiklerimiz de yok değil. Örneğin çizgi roman, tiyatro  ve sanat kitapları sayımızı da artırmayı herdefliyoruz.

Sel Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabın “Yük Şehir”le okuyucuya merhaba dedin. Yalnız, kırgın, öteki, itilmiş ama ayağını eşikten çekmemiş karakterlerinle aramızda dolaşıyor öykülerin. Seni bu insanlarla buluşturan neydi?

Hep oradaydım. İşe gitmek için durakta beklerken, otobüste ve sonra yürürken yeni bir öykü illa başlıyor zaten. Çaktırmasa da Türkiye’de öykü damarı Dünya standartları anlamında da bence hepyukarıda bu yüzden olmuştur. Yeter ki “insan” dan uzaklaşma…

Yeni projeler var mı? Yine öykü türünde mi olacak?

Evet, yine öykü olacak. Yeni dosya üzerinde çalışmaya başladım.

 

Öykü okurların çok tercih etmediği bir tür deniyor günümüzde. Bir yandan çok iyi öykü yazarlarımız da var. Bir okur olarak Özgür Çakır kimleri okuyor ve öneriyor?

Öykü türünün Türkiye’de tercih edilmediğini, ya da sınırlı sayıda okuyucusu olduğu aşikâr. Çoğu bestseller olmak üzere okuyucunun temel odağında roman var. Tür olarak daha rafineri hali belki de hacminin küçüklüğü çoğu insanı cezbetmiyor. Okur olarak liste kabarık. Edebiyattan siyasete ve felsefeye kadar. Öykü türünde Türkiye’den Sait Faik ve Vüs’at O. Bener dönüp dönüp okuduklarım. Günümüz öykücülerinden, Behçet Çelik, Türker Ayyıldız ve Ahmet Büke okumaktan en çok keyif aldığım isimler. Bu isimler dışında, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Onat Kutlar, Hasan Ali Toptaş, Murat Uyurkulak ilk aklıma gelen isimler…

Herman Melville, Cortazar, Italo Calvino, Louis Ferdinand Celine, Dostoyevski, Raymond Carver, Roberto Bolano, Flanerry O’Connor… Bu isimlerin yeri ayrı benim için. Şu sıralar İtalyan yazar Giorgio Manganelli’nin Centuria / Yüz Küçük Irmak Roman adlı kitabını okuyorum. Mehtap Ceyran’ın Mevsim Yas  adlı ilk romanını yeni bitirdim… İkisini de tavsiye ederim.

Kediköy’ de meraklısı için artık kitapçılarda bulamayacağımız özel kitaplar da var. Birkaç örnek verebilir misin?

Bence dükkana gelip kitap kokusu içinde kendilerinin keşfetmeleri gereken kitaplar bunlar…

Bir de senden 10 kitaplık bir set hazırlamanı istesek neler yer alır?

Suyu Geçiş – Sylvia Plath

Şapkam Dolu Çiçekle – Cemal Süreya

Anadolu Uygarlığı – İsmet Zeki Eyüboğlu

FaşizmeKarşı Birleşik Cephe – Dimitrov

Galatlar – Murat Arslan

Devrim Yazıları

Ateşler – Raymond Carver

Edebiyat Bilimi – Gennadiy N. Pospelov

Nasreddin Hoca – Pertev Naili Boratav

Kediköy Sahaf’la biz edebiyatseverlere yeni kapılar açtığınız için çok teşekkür ederiz.

Kediköy Sahaf, Gallerium İş hanı Çuhadar Sokak No:23 Kat:4 adresinde, Kadıköy’de sizi bekliyor.

İnstagram ve facebook sayfalarından da takip edebilirsiniz.

Söyleşi – Fotoğraflar ; Olga ÜNAL

“MiMGezgin” Tarih ve Edebiyatın izinde

Kategori:Edebiyat/Fotoğraf/Seyahat yazar:

 

İstanbul’da Tarih ve Edebiyata Yolculuk
MiMGezgin; yazar Mario Levi’nin  danışmanlığında ve Mois Gabay rehberliğinde MiM Sanat Merkezi organizasyonuyla 2017 yılı Aralık ayında başlayan bir ortak projedir. 23 Aralık2017 /18 Şubat 2018/4 Mart 2018 tarihlerinde  gerçekleştirdiğimiz Kadıköy ve  15 Nisan 2018 Galata-Pera hikayelerinin ardından 13 Mayıs 2018 Pazar günü yine Kadıköy’deyiz.

Kadıköy’de Yeldeğirmeni – Sahil – Çarşı – Moda duraklarında tarihin ve edebiyatın izini sürüyoruz. Programımız şöyle;Kadıköy Şehremaneti, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi, Sultan III.Mustafa İskele Camii, Hemdat İsrael Sinagogu,Yahudi mirası evleri, Yeldeğirmeni Sanat (Notre Dame Du Rosarie Kilisesi), Surp Takavor Ermeni Kilisesi, Kehribarcı Apartmanı, Yanyalı Fehmi Lokantası’nda öğle yemeği ardından Kadıköy Çarşısı Simgeleri (Baylan,Hacı Bekir,Kuru Kahveciler,Timsah), Moda’ya yürüyüş, Mahmut Muhtar Paşa Köşkü, Sarıca Köşkü, Moda Çay Bahçesi, Koço Meyhanesi ve Aya Ekaterina Ayazması, Notre Dame de l’Assomption Kilisesi, Cemil Cem Evi, Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi ziyareti ve MiM Sanat Merkezi’nde keyifli bir müzik molası ile gezimizi tamamlıyoruz.

Galata – Pera yolculuğumuzun programı; Aşkenaz Sinagogu,Schneidertemple Sanat Merkezi (Terziler Sinagogu), Kamondo Merdivenleri, Eski Banka Sokağı ve Ceneviz yapıları, 500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ve Neveşalom Sinagogu, Yüksekkaldırım, Tünel, Narmanlı Han, Öğle yemeği, Santa Maria Draperis Kilisesi, Nisuaz, Baylan ve Markiz’den geriye kalanlar, Hazzopulo Pasajı, Büyük Londra Oteli, Konsolosluk Binaları, Pera Palas Oteli, Odakule, Balık Pasaji,Üç Horan Ermeni Kilisesi, Sainte Antoine, Tokatlıyan Pasajı, Anadolu Han ve The Marmara Pera’da müzik ve edebiyat sürprizi ile sona eriyor.

Her ay bir kez gerçekleştireceğimiz MiMGezgin etkinliklerimizde buluşmak dileğiyle…

 

İletişim;

MiM Sanat Merkezi

Moda Cad. 60/2 Kadıköy

0216 449 20 45

mimolga@gmail.com

Haber – Fotoğraflar; OlgaÜNAL

Git Yukarı