İKİ AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ

Category archive

Fotoğraf

Çağrışımlı Hikayeler

Kategori:Edebiyat/Fotoğraf/Hikaye yazar:

Fotoğraflar hayatın izdüşümleridir. Gördüklerimizin dışında başka kapılar da açar önümüze. O kapılar kimbilir hangi yolculuklara çıkarır bizi? Kimin hikayesinin, neyin peşine düşeriz kimbilir?

Bu sayıda ilkini yayınlayacağımız “Çağrışımlı Hikayeler” bölümümüzde bir fotoğrafın çağrıştırdıklarıyla kurgulanmış hikayeler okuyacaksınız. İlk fotoğrafımız Olga ÜNAL‘a ait. Fotoğraftan kaleme alanlar; “Anlat Hikayeni” ile Şule GÖKÇENAY DANE, “Dilsiz” ile Bengü YAZAR ELHAN

 

ANLAT HİKAYENİ

Aylarca süren yolculuğun ardından çok iyi bildiği kente vardığında gün henüz başlamıştı.  Solgun bir güneş, altındaki  tüm canlı ve cansız varlıkları ısıtmak için didinirken, aşağıdaki ahali  onun çabasından bihaber,  gündelik hayatın hayhuyu içinde kendinden geçmişti. Uzun yoldan, uzak zamanlardan  gelmişti, birazcık dinlenmeyi çoktan hak etmişti. Yine de, şehrin içinden yükselen yıkık dökük surların, zamana direnen kubbelerin, minarelerin ve onlara öykünen parlak kulelerin üzerinde süzüle süzüle uçmaktan kendini alıkoyamadı. Rengarenk tüyleri, geniş kanatları, gösterişli kuyruğuna rağmen onu fark eden olmadı; ne vapurlarla yarışan martılar, ne oltalarını bulanık sulara daldırmış balıkçılar, ne de onların  hemen arkasına tünemiş pek uyanık kediler… İstanbul her zamanki kadar hülyalıydı, kendinden başkasını gözünün gördüğü yoktu.

Gökyüzünden  yeterince izlemişti, şimdi içerilerde gezinme vaktiydi. İrili ufaklı binaların çatısına paralel uçup, konabileceği bir kuytuluk, yarenlik edebileceği bir canlı bakındı uzun müddet.  Şehrin miskin köpekleri  hariç herkesin çok acelesi var gibiydi. Caddeler birbirine dokunmadan koşuşturan insan kalabalığıyla doluydu. Tam da vazgeçip deniz kıyısındaki  fenere uçacağı esnada keskin bakışları yakaladı onu. Bir başına, amaçsızca öylece oturuyordu. Zamanı durdurmuş, çevresinde akıp giden hayatın sırrına vakıf, tatsız bir gösteriyi izler gibi gözlerini dikmiş bakıyordu sadece. Ne beklediği bir şey vardı,  ne de yetişmesi gereken bir yer. Dünyanın merkezine oturmuş, devrin dönmesine şahitlik ediyordu. Hızını azaltıp hafifçe kanat çırparak alçaldı, tam karşısındaki hasır iskemlenin arkalığını ortalayıp  üzerine kondu.  Bakışlarını onun yüzüne dikip konuştu.

‘Anlat hadi! Uzak diyarlardan, kadim zamanlardan çıkıp geldim. Hepsini gördüm, her şeyi  biliyorum. Kimsenin duymadığını duyar, görmediğini görürüm. Kanatlarımda dünü bugüne, bugünü yarına taşırım. Senin de etmek isteyeceğin bir çift kelamın, söylemek isteyeceğin bir sözün vardır muhakkak. Sen anlat ben dinleyeyim. Sesin olup uçup gideyim sonsuza doğru.’

Şule Gökçenay DANE

DİLSİZ

Otuz beş yıl. Tam otuz beş yıl baktı karısına. İşini eve taşıdı. Salonun bir köşesine… Bir yandan bozuk saatleri tamir eder, diğer yandan da zaman dursun geçmesin isterdi. Altı ay yaşar demiş doktor, o da en fazla. Adam otuz beş yıl yaşattı…

Vay anasını değil mi?

Hayri abi, yani bizim dilsiz. Bir yıldır, her gün gelir geçer bu sokaktan. Geçen sene defnetti karısını. Allah rahmet eylesin. O gün bugündür buraların müdavimi. Saygı duyuyoruz tabi. Büyük insanlık, büyük fedakârlık… Fakat neden diye sormadan da edemiyoruz. Abi neden? Cevap yok. Bir senedir yok. Cenazeden sonra sustu, daha da konuşmadı. Biz hala soruyoruz ama, abi neden?

Evden pek çıkmazdı, anca erzak alışverişi için. Şimdi de eve girmez. Böyle gezer dolanır. Bütün saatleri durmuş diyorlar. Geçen benim oğlan gitmiş bunla. Kitaplık mı bir şey almış, sokamamış içeri, oğlan el atmış. O da görmüş. Yazık, iyice yitirdi aklını.

Gerçi benim hanım, hepimizden akıllı bakma sen ona diyor da,  gariban işte.  Ne bileyim bacım, içim eziliyor gördükçe. Yoksa emekli maaşı var, muhtaç değil. Yalnızlık ama zor, çok zor… Bi çocukları olaydı, belki… Hoş onca sene biri mi vardı diyeceksin; vardı ya, gözü gibi baktığı evinin çiçeği vardı. Aman feministler duymasın ha, kadın çiçek mi derler şimdi. Geçen gün düdüklerini öttüre öttüre geçtiler şu caddeden. Ben anlıyorum tabi onları da, saygı duyuyorum, ama çiçekti be bu kadın bacım. Sevgiden ve sudan başka ne verdi ki Hayri abim ona? Öyle, senelerce yattı salonun bir köşesinde. Ziyarete giderdik ara sıra, hiç değilse saatimiz bozuldu der uğrardık. Artık onu da yapamıyoruz.

Konu komşu yıllarca üzüldük haline, dert edindik. Hatta bizim kadınlar bi ara toplaşıp muska falan da yaptılar, okuyup üflediler amma pek işe yaramadı. Kadıncağız can veremedi. Belki o da istiyordu ne bileyim,  kim istemezdi? Böyle yıllarca yaşanır mı bacım, günah. Allah’a karışmak gibi olmasın da. Hayri abi de çok affedersin pek inançlı değildi. Olsun, biz saygı duyduk. Adam iyi, inancı da kendine…  Bazıları bundan ötürü çektiğini de düşünmedi değil ya, bize öyle geliyordu bence, o mutluydu. Saçı sakalı, üstü başı yerli yerindeydi o zamanlar.

İşte şimdilerde bize düşen, o izin verdiği müddetçe buralarda ona göz kulak olmak.  Elimizden başka bir şey gelmiyor. Aslında gizlice hayranlık da duyuyoruz bakma sen. Ondaki sabır, dirayet kimde var. Yani ben bakamam karıma mesela on yıllarca, o da bakamaz bana, bakar mı yoksa? Kadınlar bizden daha vicdanlı ya, ne bileyim belki de bakar. Aman neyse, kendi bileceği iş saygı duyarım, ama ben bakamam.

Velhasıl kelam, bir insan ömrünü neye vermeli dedin ya hani bacım, cevabı aha da Hayri abidir. Aşksa aşk, hayatsa hayat, harcadı gitti.

Bengü Yazar ELHAN

Edebiyattan İzler “Kuzguncuk”

Kategori:Edebiyat/Fotoğraf/gezi/kuzguncuk yazar:
80’li yıllarda çocuk olanlar hatırlar; Salacak’ın toprak yolundan ilerlerken  sanki sayfiyede yaz geçirir gibi olurdunuz. Ben hatırlıyorum; on üç, on dört yaşım. Kısa süreli konuktum İstanbul’da. Yol üstünde bir kahve, önünde deniz, kayıklar, motorlar… İhsan Yüce’yi balığa çıkarken görmüştüm de bir filmin içine  girmiş gibi hissetmiştim. Güzel gülümseyişini hafızama alarak Üsküdar’a, oradan da Kuzguncuk’a yürümüştüm amcamla. Caddede az ilerde rum komşularımızın yazlık sinemasına “İffet” i izlemeye gidiyordu insanlar. Mutlu bir kasabaydı benim için Kuguncuk. Zaman yavaş akıyordu, herkes birbirini tanıyor, açık kapılarından evlerine giriyor, neşeli sohbetler ediyorlardı. Her yerde kediler vardı, mutluydular.
Uzun zaman sonra İstanbul’ a yerleştiğimde oradan uzak olmak istemedim. Çınaraltı kahvede Can Yücel’i görmek, İhsan Yüce’yi gördüğüm anki kadar heyecan veriyordu.
Buket Uzuner’in “Kumral Ada Mavi Tuna” sının ayrı bir yeri vardı. Oktay Rıfat’ın, Rıfat Ilgaz’ın Kuzguncuklu oluşu, Nazım Hikmet’in anıları hele bir de Sevim Burak’ın romanlarına konu olan evler, insanlar, sokaklar… Bu semti sevmemenin mümkünü yoktu.
Yeniden ve bu kez edebiyatın izinde Kuzguncuk’u gezerken yıllara meydan okuyan yapılar, direnen bostan, kediler, ağaçlar sanki bunu beklermiş gibi canlanıyorlardı. Çınarın yanından geçip kahveye girince eski zamanların kokusu karşılıyordu. Karşılıklı masalarda Can Yücel Rafet Ekiz’le atışıyor, içilen çay şiirimsi bir tatla geçiyordu boğazınızdan. “Çok değişti buranın insanı” diyordu kahvenin en kıdemlisi, “İstanbul gibi.”
 “Kumral Ada Mavi Tuna” da anlatılan ‘Aşka doymayan Boğaziçi köyü’ değişmişti. Yüksek duvarlı yalılar duruyordu , her evin kapısı kapalıydı, müzik sesi yayılmıyordu evlerden sokağa. İş makinelerinin delik deşik ettiği Çarşı caddesinden ilerlerken  ara sokaklardaki eski evler, dükkanlar, merdivenler, kiliseler vardı iyi ki. Bir de Bostan; yıllar önce Can Yücel’in “Danalar girmiş bostan”dediği, yıllardır inatla direnilen emek bahçesi.
“Ben Kuguncuk’ta yeşil bir dal buldum, ona tutundum.
Martılarla aynı katta” demişti Can Yücel. Yeşil dalların arasına saklanmış evlerin içlerinde neler yaşandı diye düşünürken Sevim Burak kahramanlarıyla pencerelerde göz göze gelmiş gibi oluyordu insan.
“İki gün oldu tam. Bir pencere bitince öbürküne geçiyorum. Pencerelerin önünde durmaktan bir vazgeçsem kurtulacağım.” diyordu “Yanık Saraylar” da. Ustası Kafka’nın “Her insan içinde bir oda taşır.” sözünü, anlatıcının odanın içinde ve pencere kenarında ruhun huzursuzlukları, varoluş, kimlik üzerine yüzleşmeleriyle başka bir evrene çekiyordu. Pencerelerin önünden geçen karakterlerini Kuzguncuk’un bir zamanlar yaşadığı tarihten ve şimdiden koparmadan usta bir dille konuşturuyordu. Zempul, Nurperi Hanım, Bilal Bey, Madam Nivart sırayla geçiyordu sokaktan. Delikoç Sokak No: 15 de yaşadığı anılar, Kuzguncuk’ta tanıdığı insanlar, onların itilmiş/baskılanmış/ saldırıya uğramış kimliklerinin isyanı sokağın sessizliğinde kulağınıza geliyordu.
Bu kadar derin izler taşıyan; çok kültürlülüğü, hoşgörüsü, dayanışması ile çok özel zamanlar yaşamış, yıpratılmış, ayrıştırılmış olmasına rağmen hikayelerine sahip çıkanların sesiyle çınar gibi ayakta duracak, durmalı…
Yazı- Fotoğraflar ; Olga ÜNAL

 

“MiMGezgin” Tarih ve Edebiyatın izinde

Kategori:Duyuru/Edebiyat/Fotoğraf/gezi/Kadıköy/Seyahat yazar:

 

İstanbul’da Tarih ve Edebiyata Yolculuk
MiMGezgin; yazar Mario Levi’nin  danışmanlığında ve Mois Gabay rehberliğinde MiM Sanat Merkezi organizasyonuyla 2017 yılı Aralık ayında başlayan bir ortak projedir. 23 Aralık2017 /18 Şubat 2018/4 Mart 2018 tarihlerinde  gerçekleştirdiğimiz Kadıköy ve  15 Nisan 2018 Galata-Pera 13 Mayıs 2018  Kadıköy gezilerimizin ardından 27 Ocak 2019 Pazar günü yine Kadıköy yolculuğuna çıkyoruz. Son katılım tarihi 20 Ocak.

Kadıköy’de Yeldeğirmeni – Sahil – Çarşı – Moda duraklarında tarihin ve edebiyatın izini sürüyoruz. Programımız şöyle;Kadıköy Şehremaneti, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi, Sultan III.Mustafa İskele Camii, Hemdat İsrael Sinagogu,Yahudi mirası evleri, Yeldeğirmeni Sanat (Notre Dame Du Rosarie Kilisesi), Surp Takavor Ermeni Kilisesi, Kehribarcı Apartmanı, Yanyalı Fehmi Lokantası’nda öğle yemeği ardından Kadıköy Çarşısı Simgeleri (Baylan,Hacı Bekir,Kuru Kahveciler,Timsah), Moda’ya yürüyüş, Mahmut Muhtar Paşa Köşkü, Sarıca Köşkü, Moda Çay Bahçesi, Koço Meyhanesi ve Aya Ekaterina Ayazması, Notre Dame de l’Assomption Kilisesi, Cemil Cem Evi, Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi ziyareti ve MiM Sanat Merkezi’nde keyifli bir müzik molası ile gezimizi tamamlıyoruz.

Galata – Pera yolculuğumuzun programı; Aşkenaz Sinagogu,Schneidertemple Sanat Merkezi (Terziler Sinagogu), Kamondo Merdivenleri, Eski Banka Sokağı ve Ceneviz yapıları, 500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ve Neveşalom Sinagogu, Yüksekkaldırım, Tünel, Narmanlı Han, Öğle yemeği, Santa Maria Draperis Kilisesi, Nisuaz, Baylan ve Markiz’den geriye kalanlar, Hazzopulo Pasajı, Büyük Londra Oteli, Konsolosluk Binaları, Pera Palas Oteli, Odakule, Balık Pasaji,Üç Horan Ermeni Kilisesi, Sainte Antoine, Tokatlıyan Pasajı, Anadolu Han ve The Marmara Pera’da müzik ve edebiyat sürprizi ile sona eriyor.

Her ay bir kez gerçekleştireceğimiz MiMGezgin etkinliklerimizde buluşmak dileğiyle…

 

İletişim;

MiM Sanat Merkezi

Moda Cad. 60/2 Kadıköy

0216 449 20 45

mimolga@gmail.com

Haber – Fotoğraflar; OlgaÜNAL

Galeri

Kategori:Edebiyat/Fotoğraf/Seyahat yazar:

 

Devamını Oku…

MiMli Yazanlar ve Kitapları

Kategori:Edebiyat/Fotoğraf yazar:

14 yıldır yazı yaratım atölyelerimizde hikayelerini bizlerle paylaşan katılımcılarımız arasında raflarda kitaplarını gördüğünüz yazarlar var. Onları sizlerle tanıştıralım istedik.

Okay ULUDOK – 40 Şizofrenden 1 Öykü (Doğan Kitap)

Nilgün ŞİMŞEK – Öykünün Karanlık Yüzü (Goa)/ Siyah Sardunyalar, Kesin ki Seni Seviyorum (Yitik Ülke Yay.)

Batuhan BİLGİÇ – Çatı, Nasıl Düştüğümü Hatırlamıyorum (Kafekültür Yay.)

Canan AKYÜZ – Elemge (Dedalus Kitap)

Hande GÜNDÜZ – Uzun Irmak Boyunca (Alakarga)

Sevgi CANSEVER – İki Bahçe Bir Pencere (Yitik Ülke Yay.)

Tuğba GÜRBÜZ – Lodos Çarpması (Nota Bene Yay.)

Benen ÇETİNDAĞ – Küstümcüklerin Uyanışı (Yitik Ülke Yay.)

Nevbahar ATABAY – Tutulma (Yitik Ülke Yay.)

Levent KENT – Son Masal (Epsilon)

Özlem UYSALER – Deli Kız Kapınızı Çaldı mı? (Mavi Ağaç)

Müge SANDIKÇIOĞLU – Diş ile Düş Arasında (Yitik Ülke Yay.)

Birten ENGİN NALİŞ – Mutfak Büyücülerimden Masallar (Cinius)

Nevin ONAN – Sevince Gidince Bitince (Çivi Yazıları)

Pek yakında yeni yazarlar ve kitaplar ile tanışacaksınız.

Git Yukarı