İKİ AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ

Category archive

yazarlar

Burhan Sönmez ile Edebiyat Üzerine

Kategori:Edebiyat/Söyleşi/yazarlar yazar:

Konuğumuz “Kuzey”,”Masumlar”,“İstanbul İstanbul” ve “Labirent” romanlarının yazarı Burhan Sönmez ile  kitapları, edebiyat, yazmak üzerine söyleştik.

Burhan Sönmez Haymana’da doğdu. İlk ve orta eğitimini Polatlı’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra bir süre avukatlık yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde kültür ve siyaset üzerine yazılar yazdı. Uzun yıllar yurt dışında (Britanya) kaldı. İlk romanı Kuzey 2009’da yayımlandı. Masumlar 2011’de ve İstanbul İstanbul 2015’te yayımlandı. Labirent (2018) Burhan Sönmez’in dördüncü romanıdır. Romanları otuz beş dilde yayımlanmaktadır.Sönmez, William Blake’in Cennet ile Cehennemin Evliliği şiir kitabını İngilizceden Türkçeye çevirdi (Ayrıntı, 2016). Masumlar ile, 2011 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü ve aynı yıl İzmir St. Joseph En İyi Roman Ödülü’nü aldı. Bir Dersim Hikâyesi (Metis, 2012),

Bana Adını Söyle (YKY, 2014) ve Gezi (Almanca, Binooki, 2014) öykü derlemelerine katılan Burhan Sönmez, Bursa Yazın ve Sanat Derneği tarafından verilen 2015 yılı Öykü Onur Ödülü’nün de sahibi oldu. Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü 2014 yılı seçici kurulu üyeliği yaptı. ODTÜ’de Edebiyat Kuramı ve Roman üzerine dersler verdi. 2017 yılında Vaclav Havel Ödülü’nü aldı. İstanbul İstanbul romanı ile Britanya’da 2018 yılı EBRD Edebiyat Ödülü’nü aldı. PEN Türkiye ve English PEN üyesidir. Uluslararası-PEN yönetim kurulunda yer almaktadır.

Annesinin küçükken anlattığı masalların, çocukluk anılarının, rüyasız gecelerinin, felsefenin, mitolojinin, şiirin yoldaşlığıyla başka yolculuklara çıkartıyor Burhan Sönmez  kitaplarında.

Bencilliği, günahları, zaafları, umutları/umutsuzlukları, hayalleriyle kimi zaman Anadolu’nun  bir köyünde ağaç gölgesinde; kimi zaman da tüm yalnızlığıyla koca kentin ortasında buluyoruz insanları. Bireyin ve kentin belleğine ayna tutuyor, yüzleştiriyor kahramanlarını ve okuyucuyu.

“… İnsan başkadır, hayal etmeyi öğrenmiştir. Var olanla yetinemez.”

“İstanbul İstanbul” romanınızdan bir alıntıyla sohbete başlamak istedim. Yazmak da var olanla yetinmemek değil midir? Tıpkı sanatın diğer dalları gibi.

Sanat, insanın var olanla yetinememesinden doğmuştur. Beş duyuyla algıladığımız gerçek, insanın zihnini doyurmaz. O zaman insan hem gerçeğin farklı yanlarını bulmaya çalışır hem de kendi gerçekliğini yaratmaya girişir. Sanat, bu arayışın yoludur.

“İstanbul İstanbul”da, kimliksizleştirilip bütün kabalığı, acımasızlığıyla üstümüze salınan kentlerde; canı yanmış, ötekileştirilmiş kahramanlarınızın birbirine tuttuğu ışık,  hayal dayanışması hala umut edilebilecek şeylerin olduğuna bir işaret mi?

Elbette, umut edecek şeyler vardır. Daima büyük hedeflere odaklanmaz umut, daha çok ayrıntıda varlığını sürdürür. Kuytu köşelerde tutunur. Hayatın görünmez yanlarında yeşerir.

 Kitaplarınızda  masalla gerçeğin iç içe geçtiği, okuyucuyu geçmiş ve şimdi ile romana dahil eden bir anlatım  görüyoruz. Bu biçimi neler besledi?

Bunun kesin bir cevabını veremem, çünkü tasarlayarak kurduğum bir biçim değil. Kalemimin kendi karakteri. Onun köklerini tahmin etmeye çalışırsam, şunları sayabilirim: okuduğum kitaplar, etkilendiğim yazarlar, doğup büyüdüğüm köydeki destanlar ve masallar… bu tür etkenlerin sonucudur bu.

 Yeni bir roman için sizi harekete geçiren, yazı masasının başına oturtan etkenler neler?

Bunun için özel bir etken yok, daima büyük bir arzu vardır ve o beni masaya oturtur. O masanın başındaki mutluluğum, hayali dünyaların içinde kurduğum hayali hayatım… Tersini hissederim: beni masanın başına oturtan etkenler yok, ben zaten oradayım, orası asıl yerim, ama beni masanın başından kaldıran etkenler vardır.

 Bir dönem ODTÜ’ de yazı dersleri verdiniz.  Nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci?

Ders vermek, edebiyatseverlerle ortak çalışmayı paylaşmak, hem besleyici hem de mutluluk verici. Bunun ODTÜ’de olması ise ayrı bir değer. Oradaki öğrencilerin düzeyi ve birikimi, öğretme sürecini öğrenme sürecine çevirebiliyor. Bu yüzden, ODTÜ dışından bazı üniversitelerden gelen teklifleri cazip bulmadığım için geri çevirdim.

 Bireyin ve kentin belleğinin yok edilmesiyle ilgiliydi son romanınız “Labirent”.  Zor bir dönemden geçiyoruz. Kent yaşamı insanı hem yalnızlaştırıyor hem de yoksunlaştırıyor.  Boratin’in intiharı üzerinden yaşadıklarımızla ilgili bir yüzleşme diyebilir miyiz?

Hem bir yüzleşme o, hem de bir yüzleşememe hali. Yani gerçeklik bu iken, bunu görememe, kabullenememe hali. İnsanın ruh olgunluğu yavaş yavaş gelişirken, modern çağda sosyal yapılar bizi aşırı hızlı değişime zorluyor. Aradaki gerilim, insanı içerden çökerten bir kargaşaya yol açıyor. Bugünün sosyal mücadeleleri, bir yanıyla, insanın kendi zihnine, zihin sağlığına geri dönme çabasıdır.

 Kitaplarınız otuz yedi dile çevrildi, önemli ödüller aldınız. Yurtdışında edebiyatımıza, yazarlarımıza ilgiyi nasıl yorumluyorsunuz?

On yıl kadar önce edebiyatımız Nobel ödülünü aldığından beri, edebiyatımıza dönük bir ilginin oluştuğunu söyleyebiliriz. Hem klasik sayılabilecek Tanpınar, Sebahattin Ali gibi yazarlar hem de yeni kuşak yazarlar, uluslararası edebiyat dünyasında yeni bir ilginin odağı haline geliyor. Bunun bize verdiği sorumluluk, daha çok ve daha titiz çalışıp yazmaktır.

 Bir süredir dili, kimliği, yaşayış biçimi, bakış açısı üzerinden yazarlara, şairlere ve kitaplarına sansür, yasak, saldırı girişimlerine şahit oluyoruz. Bu resmi kanalların yanı sıra kitle hareketi olarak da karşımıza çıkıyor. İfade özgürlüğü, sanat ve özelde edebiyat açısından baktığınızda neler söylersiniz?

Bu tür baskılar, yeni bir olgu değil. Osmanlı’nın son yüzyılından Cumhuriyet’in ilk yüzyılına, uzunca bir süredir bu uygulamlarla karşı karşıyayız. Bir tür devlet ve otorite geleneği olan bu baskılara karşı başka bir geleneğin de yerleştiğini görebiliyoruz: yazarların her şeye rağmen yazma ve gerçeğe sahip çıkma geleneği. Sanırım bu ikisi arasındaki geçimsizlik daha da sürecek. Sözümüze sahip çıkmaktan başka seçeneğimiz yok.

“Edebiyat çölleşmeyi önler.” diyoruz dergimizde. Sözünüz, kaleminiz, emeğinize teşekkür ederiz.

Söyleşi; Olga ÜNAL

 

 

Özgür KAYIM ‘Zagon’

Kategori:deneme/Edebiyat/yazarlar yazar:

William Burroughs ve Cut Up Tekniği:

Beat Kuşağının en önemli temsilcilerinden William Burroughs’un;  Yumuşak Makine ile başlayıp, Patlamış Bilet ve Nova Ekspress’i devam eden üçlemesinin edebiyat dünyasında kendine has bir özelliği vardır. Üçleme Cut-Up ismi verilen ve tümüyle Burroughs’a has bir kolaj tekniğiyle yazılmıştır. Burroughs bu yöntemi, müzikten esinlenerek ortaya çıkarttığını söyler. Teyp bantlarının rastgele kesilip birbirlerine yapıştırılması müzik gruplarının kullandığı bir yöntemdir. Yazar da metinlerinde benzer bir teknik kullanarak; cümleleri ve düşünceleri kesip birbirlerine monte eder. Yazarın deyişiyle tekniğin amacı; çağrışım kalıplarını kırmaktır. Üçleme; deneysel edebiyat ve anti edebiyat olarak da tanımlanmıştır.

Jose Saramago ve Leyla Erbil İşaretleri:

Portekizli yazar, şair, oyun yazarı ve gazeteci Jose Saramago; eserlerinde nokta ve virgül dışında hiçbir imlaya yer vermemiştir. (Sadece ilk romanı Çatıdaki Pencere romanında bütün imla işaretlerini kullanmıştır, ama bu kitap onun onayı olmadan ölümünden sonra basılmış, kendisinin ise hayattayken basılmasına izin vermemiştir).  Saramogo; Economist Dergisi’ne yaptığı açıklamada bu seçimin sebebini şöyle açıklar: ‘‘ İmla; trafik ışıklarına benzer; eğer çok fazlalarsa yoldan uzaklaşmanıza yol açabilirler.’’

Birbirlerine benzer arayışlar, birbirinden farklı coğrafyalarda Saramago’yu, Leyla Erbil ile buluşturur. Leyla Erbil de imla işaretlerini kendine has biçimde kullanmıştır. Hatta kendi buluşu olan imla işaretlerini metnine dahil edebilecek kadar! Örneğin olmayan bir imlayı; virgüllü ünlemi kullanmıştır metninde. İmla işaretlerine müdahale ediyorsunuz saptamasına ise söyle cevap vermiştir: ‘‘ … tersine yetersiz imla işareti, gramer ve dil benim beynime müdahale ediyor.’’   

Fernando Pessoa ve Heteronym:

Edebiyat tarihinde sahte isimle yazan çok sayıda yazar vardır. Takma isim, mahlas, kalem adı, pseudonym ya da nom de plume gibi deyimler sıklıkla kullanılmıştır takma isim yerine. Portekizli yazar Fernando Pessoa ise mahlas kavramının anlamını genişleterek; edebiyat dünyasına heteronym kavramını kazandırmıştır. (Heteronym Latince’den birebir çevrildiğinde, öteki kişilik anlamına gelir). Pessoa, yazım hayatı boyunca seksene yakın heteronym kullanmıştır ve kullandığı her heteronym için özel olarak biyografiler yazmıştır. Yani Fernando Pessoa’nın eserleri dediğimizde, aklımıza kendisi tarafından yaratılmış pek çok hayali yazarın ortaya çıkardığı eserlerin toplamı gelir. Pessoa yarattığı tüm öteki kişilikleri; birbirinden bağımsız edebi akımlara bağlı, farklı siyasi ya da dini görüşleri sahip, farklı meslek gruplarına mensup kişiler olarak kurgulamıştır.

Metin Kaçan ve İlk Argo Anlatıcı:

Pek çok kaynak Türk Edebiyatı’nda argo dilin kullanımını Hüseyin Rahmi Gürpınar ile başlatır. Orhan Kemal, Kemal Ateş ve Latife Tekin’le sürdürülen kenar mahalle ve gecekondu olgusu ve dili, İlk kez Metin Kaçan’nın Ağır Roman’ıyla ise yeni bir boyut kazanır.2 Bu romanın yenilikçi tarafı, dilidir. Daha önce Türk Edebiyatı’nda otantik dil ve argo dil kullanılmıştır ama bu dil karakterlerin dilidir. Ağır Roman’da ise bu dil, ilk defa anlatıcının dili haline gelir.   Ağır Roman’da kullanılan dille ilgili Metin Kaçan ‘’Orada öyle bir yaşam varsa, bunu yadsımamak gerekir…’’  demiştir.

George Perec’in Kaybolan e’si:

Dünya edebiyatlarında ses ve ses grubu; harf ve harf grubu ihmal edilmesi üzerine oynanan oyunların geneline Lipogram denir. Lipogram tekniği ile yazılmış George Perec romanı Kayboluş ise bir yazım tekniğini kullanmanın ötesinde anlamlar içerir.

Polonya’dan Paris’e göçen iki işçinin çocuğudur, George Perec. Altı yaşına geldiğinde hem annesini hem de babasını İkinci Dünya Savaşı’nda kaybeder.  Eğer Freud’un  ‘’Yaşam, ilk altı yılın tekrarından ibarettir ’’ önermesi doğruysa, bu kayıp onun tüm yaşamını hep aynı yere döndürecek bir labirente dönüştürür. Her seferinde aynı yere, çocukluğunda yaşadığı kayıplara…

George Perec’in La Disparition (Kayboluş) romanı Kayboluş, alfabeden bir harf eksilterek yazılır yani Lipogram tekniğiyle. Romanda kullanılmayan e harfi, Fransızca’nın en fazla kullanılan harfidir. George Perec romanı neden ‘e’ harfini kullanmadan yazdığı sorusunu her seferinde ‘‘Çünkü benim ismim George Perec’’ diye cevaplasa da, belki de yazınsal bir protestonun detayları için, Nazi işgali sonrası Fransa’da ortadan kaybolanların yakınlarına  verilen ölüm kağıtlarına bakmak gerekir. Çünkü bu kağıtların üzerinde yazan ibare romanın ismiyle aynıdır: Acte De Disparition…3

Beşir Fuat ve İntiharın Kaydı:

Albert Camus; Sisifos Söyleni’nde intihar kavramı ile ilgili şöyle yazar: ‘‘ Böylesi bir eylem, yüreğin sessizliği içinde tıpkı büyük bir yapıt oluştururcasına hazırlanır. İnsanın kendisi de bilemez. Bir gün tetiği çeker ya da kendini atar.’’4 Çevirmen, gazeteci, fikir adamı Beşir Fuad ise Albert Camus’nun felsefi denemesinin yayımlanmasından yaklaşık otuz sene önce onun savını desteklercesine, bir mektup yazar arkadaşına ve planladığı intiharın detaylarını anlatır.  Osmanlı toplumunda nadir görülen bir yoldur, intiharı seçmek. Günümüze gelene kadar, daha da nadir görüleni ise intiharın kayıt altına alınmasıdır.

Cemil Meriç; Kırk Amber kitabında Beşir Fuat ile ilgili şu cümleleri kullanır:  ‘‘Kavgaya devam etti. Gönülle aklın, şiirle nesrin, imanla inkarın, Doğu ile Batı’nın kavgası. O yalçın irade, bu çılgın savaşa üç yıl dayanabildi. Hayalle gerçek arasındaki uçurum, maddecilikle doldurulamazdı. Naşını fırlattı uçuruma. Don Kişot’u kitaplar çıldırtmıştı. Beşir’i ise kitaplar öldürdü.’’5  Beşir Fuat’ın intihar mektubu, ise şu cümlelerle sonlanır: ‘‘Bundan tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı.’’ 

*Zagon (Arg.): Yol, yöntem, kural.

Kaynakça:

1.Owiklit.com/  Top 10 Writers Who İgnored The Basic Rules Of Punctuation

2.Cervates’in Yeğeni Metin Kaçan Üzerine Yazılar (Everest Yayınları)

  1. K Dergi (Aralık 2007)
  2. Albert Camus Sisifos Söyleni (Can Yayınları)
  3. Cemil Meriç Kırk Amber Cilt 1 (İletişim Yayınları)

 

Özgür KAYIM

 

 

 

 

 

Git Yukarı