İKİ AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ

“Edebiyat Durakları” Sait Faik ve Hikaye Adası ‘Burgaz’

Kategori:Burgazada/Edebiyat/gezi/sait faik abasıyanık yazar:

 

 

“Hiç içinize taş gibi, ağır bir su gibi bir sevgi oturdu mu?”

Köşkün girişinde, taşların üstüne oturmuş, bir eli havada; sanki bir çocuğun, köpeğin,kedinin kafasını okşar gibi. Belki çocukluğunu almış yanıbaşına, yalnızlığını; aşktan, tabiattan, yokluktan, kavgadan, sevgiden, insandan söz açıyor. Balıkçı kahveleri, meyhaneler, sokaklar, iskeleler, vapurlar…

“İnsansız hiç bir şeyin güzelliği yok. Her şey onun sayesinde, onunla güzel.” diyor.

 

 

Köşkün bahçesine taşınmadan önce Kalpazankaya’dan denize doğru bakıyordu. Tepede sırtını taşlara dayadığı yerde durup bakınca sanki arkanızdan “Hişt!” diye sesleniyormuş gibi gelir hala. Gün batarken balıkçıların adaya dönüşünü birlikte izlersiniz sanki, o sizden daha meraklı bir çocuk gibi takip eder motorları.

Çünkü insansız olmadığı gibi denizsiz, rüzgarsız,çiçeksiz, balıksız da olmazdı. Hatta ‘çiçeklerin ve balıkların adını bilmeyen hikaye yazamaz.’ dı.

 

Hikaye yanıbaşından geçerdi, kafanı biraz kaldırsan pencerede görürdün. Sokakta evinin karşısındaki bahçe duvarının önüne sandalyelerini atmış, dertleşirdi; tramvaya biner, kuyrukta bekler, bankta uyurdu hikaye.

“Ben hikayeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünmem. O halde bu adamın hikayesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n’olur.”

Büyük değil ama derin, örneğin beklemeyi anlatırken;

“Mektep bahçesinde bir muhacir kederiyle beklemek…” der hikaye.

Anlatırken bir şeyler de düşler, ister;

“Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya… Insanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya… Hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı… Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya…

Sevilmeye layık, küçücük kızların orospu olmadığı, geceleri hacıağaların minicik kızları caddelerden yirmi beş lira pazarlıkla otellere götüremediği, her genç kızın namuslu bir delikanlıyla konuşabildiği, para için namus, ar, haya, hayat, gece, gündüz satılmadığı bir dünya… Muhabbet tellâllarının günde otuz lira kazanmadığı bir dünya… Sokaklarda sefillerin bulunmadığı bir dünya… Kafanın, kolun çalışabildiği zaman insanın muhakkak duyabildiği, eğlenebildiği bir dünya… İçinde iyi şeyler söylemeye, doğru şeyler söylemeye salahiyetle kıvranan adamın, korkmadan ve yanlış tefsir edilmeden bu bir şeyleri söyleyebildiği bir dünya…”
Sait Faik’in adasından ayrılırken kendinizi daha kalabalık, biraz daha aşık, umutlu hissedersiniz. Vapur uzaklaşırken sahilden size el sallayan bir çocuktur o. Siz de içinden “Burgaz” geçen hikayenizi giyinip dünyaya karışırsınız.
Yazı – Fotoğraflar : Olga ÜNAL

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Git Yukarı