Gece yarısından sonra çıktım evden.

“Yıldızlar, gündüz de gökyüzündedir” unutma diye tekrarlıyordum içimden. Annem söylermiş. Babamın hatıralarından bana kalan… Dört yaşımdaydım bu evden taşındığımızda. Buyüzden eski evimize ait anılarım yok. Etrafa baktıkça, yalnızca babamın anlattıklarını anımsıyordum. Başkasının anılarını sahiplendim. Pencerenin önündeki sehpanın üzerinde, içinde iki üç izmarit olan bir küllük duruyordu.

***

Annem sabah ölmüş. Pencerenin önünde otururken. Ben üç yaşımdayken. Yüzümü koynuna bastırmışken ölmüş. Sabah günün ilk ışıklarıyla koltuğunda kapatmış gözlerini. Babam bizi seyrediyormuş. Ölüm ve kötü sürprizler sadece geceye ait değil. Üvey annem ılık süt getirdi. Elindeki bardağı hırsla bana uzattı. Ardından lambaları yakıp, perdeleri kapattı.

“Gece gezen papuç bok getirir.”

Bu lafı, sırf dışarı çıkmamı istemediği için bile uydurmuş olabilir. Nerede olduğumu merak ediyor, benim için endişeleniyor ya da beni kıskanıyordu. Bilemiyorum. Gideceğim yer, üç sokak aşağısı desem, “Ne zaman boka basacağını bilemezsin ” dediğini duyar gibi oluyorum. En iyisi susmak. Işık da karanlığa mı ait?

Üçüncü evliliğini yaptığı kişi babamdı. Iki kocası da gece yarısı ölmüş. Biri karıştığı kavgada öldürülmüş, diğeri sabaha karşı kaldırımda ölü bulunmuş. Ikisinide komşular haber vermiş, üvey anneye. Davet edildiği düğünler hariç, güneş battıktan sonra hiç dışarı çıkmıyordu. Gürültünün gücüne ya da mecburiyetine sığınmış bir hali vardı.  Bu evden gitmem gerek, az zamanım kaldı biliyorum. Sanki her şey, benim dışımda oluyordu.

“Yer gök mühürlenir, sadece bedensiz gölgeler dolaşır etrafta.” Bıkıp usanmadan sokakların gece kötülüklerle dolu olduğunu, uyduruk hikayelerle anlatmaya devam etti.

Pencerenin önündeki sehpanın üzerine üç tane saksı koymuştu. Isimlerini hep birbirine karıştırdığım çiçekler… Içlerinden birinin geceleri dua ettiğine inanıyordu. Dua çiçeğinin yapraklarına dokunup, bir şeyler mırıldanmıştı. İstediği beni korkutmak, daha fazla korkutmaktı ve bu yüzden kötülüğe ait bildiği ne varsa, geceye yüklemişti. Eşyalarım kolilerde ve iç içe geçmiş poşetlerle paketlenmiş, evin her odasında bir köşeye konmuştu. Ayakkabılarım dua çiçeğinin yanındaki boşluktaydı. Nerede duracaklarına üvey annem karar verdi.

“Gecenin bir körü. Sabah çıksan ne olur sanki.” Perçemlerine sardığı bigudi sözlerinin ritmiyle ileri geri hareket ediyordu. Sinirlenince, gezinerek etrafı toparlardı. O gece, salonda dolaşırken , gözlerimi ondan kaçırmıştım. Dumanlı gök yüzü, sisli gece, başı boş ayyaşlar, caniler yani kötülükler ile ilgili sıraladığı cümleler korku doluydu ama ben hiç korkmamıştım. Yıllar sonra annemin evine dönmek istediğimi söylediğimde babam “Her şey başladığı yere döner,” demişti. Tanrı önce karanlığı yaratmış olmalı.

Üvey annem, bir zamanlar gece bahçede bedensiz bir gölge gördüğünü söyleyerek, babamı köklerinden uzaklaştırmayı başarmış. Böylece annemin anılarından kaçmışız. Yer gök mühürlenmiş, sadece bütün kötülükler serbest bırakılmış. Yirmi yedi yıldır bizimle birlikteydi. Saçlarını hep benim saçımın renginde boyuyor. Koyu kumral. Boyumun ondan uzun olmasını “Babasına çekmiş,”annesine çekmiş? deyip geçiştiriyordu. Gözlerimizin kahve rengi olmasına seviniyordu. Beni, dört yaşımdayken kucağına almış. Her şeye rağmen, göğüslerinden içiremediği ılık sütü, bana  getirmeyi bir gün bile unutmadı.

***

Babamın hatıralarını yaşatan o eve özellikle gece gelmek istedim. Koltukların üzerinde örtüler var, girişdeki parkelerden bir kaçı kabarmış, üst kata çıkan merdiven korkulukları sallanıyordu. Yapacağım ilk şey burada ay ışığının ve yıldızların tadını çıkartmak. Sonra geceye kimseyi katmadan korkusuzca uyuyacaktım. Eşyalarımı girişe bıraktım. Annemin beni kucağına alıp son kez öptüğü o koltuğa oturdum. Saatlerce pencereden dışarıyı seyrettim. Sabah yeni bir güne başlanacak. Ne gece, ne de caniler beni annemin yokluğundan daha fazla korkutamıyordu. Şimdi kadifesi yıpranmış  bu bordo koltuk bütün kötülüklerden en uzak yerdi. Uyumam gerek. Gece sona erdiğinde, annemin yaşadığı karanlığı düşünecektim. Ölüm bir dakika bile aklımdan çıkmıyordu. Huzurluydum. “Yıldızlar, gündüz de gökyüzündedir,” Gece, yıldızları görebilmek için var edilmiş olabilir miydi?

Ayşegül EMİRZE