Ne ciro yapıyordur acaba burası? Beş masa var. Masa başına iki kişi olsa… Günde kaç tur yapar ki her biri? Üç öğlen iki de akşam desek beş. Eder sana yirmi beş. Bu da elli kişi demek olsa… Kişi başı meşrubat dahil on beş liradan, yedi yüz elli… Günde yedi yüz elli, ayda yirmi iki beş yüz, yok ama Cumartesi Pazar iş yapmaz burası. “Abi, hafta sonu açıyor musun?” Açmıyomuş. Yirmi günden hesaplayacağız… On beş bin ayda. Kirası ne kadardır? En az dört bin vardır. Kaldı on bir. Bir garson çalıştırıyo. Kaça malolur? İki bin beş yüz desek. Sekiz buçuk kaldı. Eeee malzeme? Elektrik, su, Vergi? Temiz dört kalmaz buna. Halime şükreyim ya! İyi kötü maaş cepte her ay, müşteri geldi-gelmedi derdi yok, kapris de çekmiyoruz. Akşam altı dedi mi bırakıp çıkıyoruz. İçki ruhsatı olsa kazanır ama. Ne iyi giderdi şimdi bir duble. Bakanlar açıklanmış bugün, ofisde konuşuyorlardı. Borsa çökmüş dolar çıkmış. Bize dokunmaz inşallah. Bi de iş arama derdi eklenmesin. Daha telefonun taksidi bitmedi. Sahi, kaç taksit kalmıştı? Aman bunu düşünecek değilim ya bu akşam.

O kız neydi ya bugün! ”Ne ilginç bir ses tonunuz var” nasılda tatlı söyledi. Öyle mi sahiden? Yüzüm kızarmasaydı ne güzel konuşurdum onunla. Güzel kızdı ama. Sesten anladığına göre müzisyen falandır belki. Bir de ünlüymüş, ben tanımamışım düşünsene. Hahahaha! Yok be! Ne işi var ünlülerin elektrik faturasıyla. Kendileri gelmez onlar, şöförlerini gönderir. Gelir mi ki yine? Gelirse kesin konuşurum. Havadan, sudan… Sesimi beğendi, sohbetimi de sever. Çay kahve bile içeriz kimbilir? İçsem ben ya, nasıl rakı çekti canım. Çok zamlandı meret. Kredi kartından çektirsem? Boş ver, yarın  mesaiye talim. Ne iş yapıyor acaba? Patronu kesin taciz ediyordur, güzel kız ne de olsa. Onunla beraber gelse bizim bankaya,  adam buna sarkıntılık etse, ben de  bıçaklasam. Elime kan sürülür mü acaba? Fışkırır mı kesikten dışarı? Yok ya sanmam, bıçağın kenarına bulaşır herhalde. Nefessiz kalır insan, ne kötü bir histir o… karnından tabi, bacağından kolundan olsa sadece canı acır. Yok lan! Yapamam ben öyle şey. Hem ne işim olur kesici aletle falan.  Mektup açacağını kullansam? O da olmaz.

Güvenlikçi Kemal’i görmüş müdür acaba içeri girdiğinde? Yakışıklı adam ne de olsa. Bütün güvenlikçiler öyle nedense, boylu poslu, ama kafaları boş. Bütün gün mal gibi dikilmekten beyinleri sulanmıştır kesin. Ben de olsam ilkin bana değil ona bakardım. Ama beni, iç dünyamı tanıdıkça daha çok sever. İyi insanım ben ya. Değil miyim? Kime ne zararım dokunmuş ki? Dürüst ol oğlum kendine, iyi falan değilim ben, korkağın tekiyim. Cesaret edemediğim için bütün bunlar. Ama alıştım kendime. İçki olsa ne iyi olurdu. Dönercide neden yasak ki? İsteyen bakkaldan alıyo ama. Hesabı nakit mi ödesem? Kartdan çekince yüzde üçü bankaya gidiyo. Garibim zaten bir şey kazandığı yok. Bahşiş bırakmayayım ama nakit ödeyeyim. Söyleyeyim ama bunu bilerek yaptığımı. Bana “efendim” demesi hoşuma gidiyor. Efendisi değilim tabi, aslında o patron. İşçi olan, bordrolu olan benim. Olsun yine de hoşuma gidiyor. Her akşam burada yesem yine geçinebilirim. Ayda en fazla dört yüz elli lira eder. Kahvaltıyı bir poğaçayla geçiştiriyorum nasılsa. Çay da bedava. Yemek fişleri yetmiyor artık. Zam yapmazlar mı? Ne güzel bir işim var benim aslında düşününce. Kışın sıcacık, yazın serin. Taş da taşımıyoruz sonuçta. Arada kıl müşteriler canımı sıkmıyor değil. Baksana üç kuruş için ne çileler çekiyo insanlar.

Ayten orospusunun afrası tafrası neydi bugün öyle? İyi ki bi şef oldu. Yürüyüşü değişti. Neden öyle davrandığını anlayamıyorum. Bir çok iyi, bir çok kötü. Bir derdi var bunun ama anlarız dur hele. Beni gözüne kestirmiş olmasın sakın.  Şeytan diyor, tut kolundan “yüz tane olsa birini sana sürmem” de! İnsan kendi çirkinliğini bilmez mi?

Bu akşam ne film var acaba televizyonda? Emekli edebiyat öğretmeni “Kitap oku oğlum!” dediydi gerçi. “Amaan sen okudun da ne oldu bey amca? Kuyruk bekliyon işte” diyemedim.

Anamı aramadım kaç gündür. Hayat onlara güzel valla. Köylük yerde mis gibi hava. Severim sevmesine de, derdi bitmiyor arkadaş. Aradığıma arayacağıma pişman ediyor. Sürekli rahmetli şöyle yapardı rahmetli böyle yapardı!.. Adam öldü gitti kurtulamadı dırdırından. Ne yapsın kadın, küçücük bir dünyası var. Ne anlatsın, ne konuşsun, o da haklı. Akşam ararım ben onu. Ah bi içki olsa şimdi, bir de sevgilim olsa. İstesem olur aslında, Ayfer mesela. Benden on üç yaş büyük… Ona mı kaldım! Ne sevgilisi ya?.. Kendimi zor geçindiriyorum, başkasının derdini hiç çekemem. Bugünkü kız olsa, olur ama. Patronunu bıçaklasam ne çok sevinir. Aşık olur bana. Anneme göstersem ne düşünür? Yani başlarda tanışmasalar iyi olur. Kızın huzurunu kaçırmasın. Dünyanın lafını eder şimdi. Kimseleri yakıştıramaz biricik oğluna. Saygı, hürmet, hizmet bekler, yapmazsa gücenir. Ama ya güvenlikçiye yanıksa? İkisini de deşerim.

“İki seneye kalmaz şeflik sınavlarına girersin” dedi müdürüm. “Ders notların bende, hatırlat bir ara vereyim ufak ufak çalışmaya başla.” İyi adam müdür, bilgili de. O kodamanlara hiç ezdirmiyor kendini. Gariban takımına da şefkatli. Bizim edebiyatçıya “hocam” diye hitap ediyor. Gerçek hocası değildir o. Belki de öyledir. Ne fark eder… İyi adam işte. Ama ciddi biraz. N’apsın koskoca müdür. Bıraksa, başta Ayfer orospusu, ardından güvenlikçi tepesine çıkar. O kız  var ya onu görse kesin gönlü kayar. Kaymasın ama durduk yere Müdürümü de bıçaklatmasın bana. Üzülürüm ama yaparım yine de. Kimseyi yaklaştırmam ona.

Nereye yapıyorum ben bunları yaa, sanki kimseye posta koymuşluğum var hayatta. Omzuma çarpan, insan azmanı “önüne baksana lavuk”  demişti de sesimi çıkaramamıştım. Korktuğumdan değil ama. Değmez şimdi. Hukuk diye birşey var. Değecek bir mevzu olsa, git savcılığa başvur. Tamam korkumdan da olabilir. Korkmak ayıp değil ki, bunu aleni söylemek ayıp. Ayıp da değil aslında, ama iyi olmaz söylersen. Insanlar sana saygı göstermez. Sanki şimdi gösteriyorlar. Gösteriyorlar tabii. “Efendim” diyorlar ya işte.

Hem belki çalışmıyordur. Evinin kadını olmak istiyordur. Anam gibidir. Beni sevse hiç üzmem onu. Beni de hiç bir şey üzemez o zaman. Köye gelmez o kız. Şehir yaşantısına alışmış, nasıl gelsin? Ya nasıl düşünemedim ben bunu!.. Kahretsin! Ya sevdiği varsa? Ne ayıp benim yaptığım. Kızın dünyadan haberi yok ben neler düşünüyorum. Yuhh olsun bana!

Iki haftadır bizimkiler halı sahaya da çağırmıyorlar beni. Kesin başkasını buldular. Oynamadan durmaz onlar. Çok da meraklı değilim aslında gecenin bir vakti, terli terli otobüslerde sürünmeye. Maç sonrası muhabbet şamata, iki lafın belini kırıyorduk o iyi oluyordu. Amaaan boşver, bana göre değil futbol, gelemiyorum ben öyle sertliğe. Halı saha arkadaşlığı da neymiş?

En ucuzundan almış kürdanları. Yarısı dişimin arasında kaldı. Şimdi çıkar çıkarabilirsen. Bölge yemeğinde verdikleri neydi öyle, bir ucu tarçınlı gibiydi. E bu da naapsın garibim, ne kadar ekmek o kadar köfte.

Yok yok… Öyle olsa bana sesin güzel demezdi. Sesim güzel di mi benim? Birgün denesem kendimi, bizim deli oğlanlarla türkü bara gidince alsam mikrofonu, Mihriban’ı söylesem. İçimden değil ama, bağıra bağıra. Niye hiç bağıramam ki ben? Efendilikden tabi ki. Babamın vasiyeti. “Oğul, ne olursan ol, efendi ol” nur içinde yatsın. Ah be baba, kaçakçı olaydın, daha mı iyiydi diye geçiriyorum bazen içimden. Yine de vasiyetine sahip çıkıyorum. İnşallah pişman olmam. Bugün İki yüz elli bin doları adamın eline saydım baba. Her gün yapıyorum bunu. Ne kadar ediyo biliyor musun sen? Bilme daha iyi. Ben bilmiyorum mesela. Bilsem, yapamam. Benim için, bakkalın pirinç şeker tartması gibi birşey para saymak. Neyse sonra o kız geldi de parayı marayı unuttum. Saçlarının rengi kendinden mi boya mı acaba? Anamın saçına benziyordu. Ama daha genci daha tazesi. Elektrik faturası ödedi. Yine gelir mi acaba? Önümüzdeki ay aynı gün beklerim. Geldi geldi… Olmadı faturadan adresini öğrenirim.  Gider araştırırım kimin nesi kimin fesi. Bırakmam peşini. “658.86” TL ödedi. Büyük bir ev olmalı. Zengin kızı. Niye düşünemedim ki? Ne işi olur benimle. Gönül eğlendirmek istese güvenlikçiye gider. Ama belki de o evde çalışıyordur. Gece gündüz hor görüyorlardır onu. Canından bezmiştir. “Bırak artık çalışmayı ben sana bakarım” derim. Yaparım da. Kimseye el açtırmam ben kadınıma. Hele bekleyelim bir ay. Anlarız.

Nevresimler gömlekler kurumuştur şimdi. Kot pantolonlarla havlularsa başımın belası.  Yaz olsaydı keşke. Yazları seviyorum. Cam açık uyuyabiliyorum. O kız benimle evlense, o zaman açık bırakmazdım ama. Ev hali ses mes çıkar konu komşuya rezil oluruz. Güvenlikçiler sinirimi bozuyor artık benim. grubun şöförü anlattı. Bankanın sultanhamam şubesinde soygun girişimi olmuş,  eleman silahını çekmiş, karşıdakiler  de ateş açmış, ayağından yaralanmış. “Kahraman” demiş Genel Müdür. Güvenlikçiler “kahraman” olabilir veznedarlar olmaz. Ben kahraman olamam. Yine gelir mi? Sıra numarasını bekletmeden yanıma çağırırım. “Siz yabancı sayılmazsınız” derim. Beni hatırlar herhalde. “Sesimi beğenmiştiniz  hani” . Güvenlikçiye seslenir “çay getir bize” derim. Yok diyemem. Sadece Müdür Bey der. Ben müdür olabilir miyim? Bilmem. Yine de anam gurur duyuyor benimle. Herkese beni anlatıyormuş.

Geçen, bizim köyün eski muhtarı bankaya geldi. Güvenlikçiye gitmiş önce. Beni sormuş. Tek kelime etmeden, eliyle işaret etmiş Kemal şerefsizi. Gücüm yetse kıracam o elini. Yok yok… Bıçaklayayım en iyisi.  Kasketi elinde buruşturmuş, cam aralığından seslendi bana. Elimde yirmi bin dolar. Elini bile sıkamadım. “İki dakka bekle geliyorum emmi” dedim. Mahçup oldu, densizlik yapmış gibi. Yaptı da aslında. Burası koskoca banka şubesi öyle elini kolunu sallaya sallaya ziyarete gelemezsin. Ama nereden bilsin. Çok sever-sayarım ayrıca. Babamın cenazesinde, elimizi hiç bir işe sürdürmedi. Rahmetlinin çocukluk arkadaşıymış. Çok ağladı. Kemalin  yanında ezik büzük duruşu beni sinirlendirdi. O kim ki? O bilmez ama, köylü terbiyesi bu. Yoksa ne ezilsin senin gibi sümsüğün önünde koskoca muhtar. Ayten orospusunun neşeli gününe denk geldik de on dakka izin verdi baba dostuyla hasbıhal ettik. Asker arkaşını ziyarete gelmiş, iki saate otobüsü kalkacakmış, annem merak eder sorarmış, uğramazsa içi rahat etmezmiş, babamın ona emanetiymişim. Öğlen paydosuna denk geleydi alıp buraya getirir, döner ısmarlardım. Dönüşte bütün köye anlatırdı. Yangın merdiveninin orada çay içtik. Ben sigara içmedim. Büyüklerimin yanında içemem. Saygıdan değil ama içim istemez. “Yine gel, Muhtar Emmi. Bir daha geldiğinde güvenlikçiye sormadan direk bana gel” dedim.

Allahtan o gün gelmedi. Ne zaman gelir acaba? Sade elektrik değil ya… Su, telefon, doğalgaz… Sesimi sevdiğine göre beni hafızasına kazımıştır. Adımı duymuştur belki, o sıra biri bana seslendiyse. Güvenlikçiye direkt adımı verip gelir yanıma. Ona, “çok zaman oldu neden bu kadar geciktin?” derim belki. Yok olmaz öyle yanlış anlar. “Acil bir durum olduğunda beni arayın, ben ödemenizi yaparım. Siz sonra getirirsiniz” derim.  Ya ödeyemezsem? Kendimi öldürürüm… Ona ödeyemedim diyemem. Seni rezil ettim. Güvenini boşa çıkarttım diyemem.

Karnım doydu çok şükür, şimdi hesabı ödeyip evin yolunu tutayım. Hava güzel bugün, soğuk ama yağış yok. Yürürüm eve kadar. Birahaneye uğrayıp, bir bomonti atsam mı? Bir taneyle de bitmez o. Bir daha bir daha derken dünyanın parası. Hem çok sıkıcı muhabbet var orda. Futbol aşağı futbol yukarı. Hiç hazetmiyorum bu muhabbetten. Evde tek başıma içmeyi de sevmem.

“Zaten üç kuruş kazanıyorsun onu da kart komisyonuna ödeme diye nakit veriyorum” diyemem ki utanırım. Parayı bırakıp çıkayım.

Bana çarpan aracın rengini, hangi yönden geldiğini, plakasını, şöförünü, bilmiyorum. Birileri kesin görmüştür ama. Dükkanın kamerası olsaydı Görebildiğim kadarıyla sanki bir çöp kamyonuydu. Yok yok kesin çöp kamyonu olmalı. Fazla bir ağrım yok çok şükür, belki de ufak tefek bir kaç sıyrıktır. Yarın sabah yine işe gidebilirim. Belki de bir kaç gün gidemem bilemiyorum. Alnımdaki ıslaklık nerden çıktı şimdi, ılık ılık. Yerde su birikintisi mi vardı? Ya o kız ben yokken gelirse! Bir an önce toparlanmalı ve işimin başına geçmeliyim. Güvenlikçinin yarın ne anlatacağını düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. “Araba çarpmış.” Hiç de kahramanca değil. Yok yok, herşey normale dönsün, ilk iş bıcaklayacağım onu. Kıza bir haber ulaştırsam da yokluğumda gelmese bari. Telefonunu bilsem… Bu akşam salmazlarsa beni, Ayten yarın akşam gelir ziyarete. Ona söylesem, böyle böyle de diye… Söylemez kaltak, inadına söylemez. Muhtarı mı arasam? “Sakın anama söyleme çok merak eder” diye tembihlerim. Telefonum nerde, cebimden düşmüş olmasın sakın. Şimdi yardıma gelenlerden biri yürütürse mahvolurum. Daha taksitleri bitmedi. “Telefonum, telefonumu bulun, buralarda bir yerde olmalı. “Seni duyuyorum da sen beni duymuyorsun hemşire hanım, telefonum diyorum. Bulun onu”

Geri zekalı mı bu kadın, kaçtır “beyfendi beni duyuyor musunuz?” diye soruyor. Beyfendi demesi hoşuma gidiyor ama sağır galiba biraz, sesi çok güzel, yüzünü göremiyorum şu an. Bugün ki kız olabilir mi? Değildir, öyle olsa kokusundan tanırdım. Zaten o böyle üstümü başımı çekiştirmezdi. “Şu ışığı yüzüme tutmayın yahu”. Çok uykum var ama telefonumu sağlama almadan, kıza bir haber göndermeden uyumamalıyım. Havlular ve kot pantolonlar kurumamıştır hala. Iki yüz bin dolar kaç lira eder. Babam, “efendi ol” derdi. Anam gurur duyar. O kız ne zaman gelir? Çekin şu ışığı gözümden…

Yusuf SERBEST