“Aman ha Dicle kızım, bu bizim Yalın Bey seni evine çağırırsa gitme sakın. Çağırdı mı yoksa hiç?”

Asuman Teyze, apartmanın en üst katında oturan dul komşumuzdu. Kızı Esra ile yaşıyordu. Hafta içi akşamları iş çıkışı anneanneme seslenir ve çay içmeye uğrardı. İçeride ders çalışıyordum o gün. Odadan bir bardak çay almak için çıkınca, bu garip soruyla balkondan seslenmişti.

“Hayır çağırmadı. Ne oldu ki?”

“Birşey yok sen gitme işte.”

Anneannem henüz bilgi sahibi olmadığı konunun olası etkisinden beni korumak istercesine, “Hadi Dicle sen içeri geç. Deden gelmeden bitir şu ödevlerini. Kontrol eder biliyorsun ki!.” diyerek beni kovaladı. Ödevlerin yazılı olduğu defteri çantamdan alıp, elimde de yeni koyduğum çay içeri yürüdüm. Ne vardı bu kadar gizli olan acaba? Anneannem neden bu kadar panik yapmıştı ki… Köşesi kıvrılmış halıya takıldım ve çay elime döküldü, yaktı. Bir hışımla banyoya girip, elimi soğuk suya soktum ve çayın geri kalanını lavaboya boşalttım. Sessiz adımlarla mutfağa dönüp, bardağı duvara, kulağımı da ona yaslayıp konuşulanları dinlemeye başladım.

“Gel sana …… göstereyim diyerek evine çağırmış bizim Esra’yı.”

Kuş mu demişti? Tam duyamıyordum.

“Bizim kız sizinki gibi akıllı değil ki, kuşları duyunca saf saf gitmiş Sevim Hanım.”

Yapma bunu Asuman Teyze. Senelerdir bizi kıyaslaya kıyaslaya bir hal oldun!

“Balkonda kucağına almış bunu, kafesteki kuşlarını sevdirmiş.”

Doğru mu duyuyorum? Esra, Yalın Bey’in kucağına mı oturmuş?

“Olayı duyunca buz kesildim Sevim Hanım. Bir yerlerini elledi mi dedim, bak bana yalan söyleme dedim. Ama korkudan iyice sindi bizimki, başka da bir şey anlatmadı. Polise mi gitsem, bir bıçak alıp kapısına mı dayansam ne yapsam? Kanım çekildi Sevim Hanım. Ne olursun bir akıl ver bana!”

Bardak duvardan kaydı. İç gıcıklayıcı bir ses çıktı. Anneannemin ve Asuman Teyze’nin kulak kabarttığını hissettim. Yüreğim ağzıma geldi. Tekrar konuşmaya başladıklarında derin bir nefes aldım. Yakalanmamıştım.

“Tamam Asuman, sakinleş sen, ben Adile ile hemen konuşacağım. Apartmanı yaygaraya vermeyelim şimdi. Yazık o da ne bahtsız bir kadınmış. Hatırlar mısın sana da anlatmıştım. Evleneli 2 yıl olmuştu kocası öldüğünde. Nedendir bilinmez hala kendini suçlar içten içe. Bir darbe de damadının kuşlarından yemesin.”

Yalın Bey’in kuşları vardı demek. Ama Esra kuş görmek çok zormuş gibi ne diye evine gitmişti ki… Gerçekten salak mıydı bu kız, yoksa dikkat çekmek için mi yapıyor cidden anlamıyorum.

“Orhan Bey geliyor.”

Pencereden gizlice dışarı baktım, uzun pardösüsü ve elinde evrak çantasıyla dedem geliyordu. Dedem işten geldiği zaman misafir görmeyi hiç sevmezdi ve bunu asılan suratı ile çok belli ederdi. İnsanlar bunu anlıyor muydu merak ediyordum.

“Geç olmuş. Ben kalkayım artık. Orhan Bey’in başını şişirmeyeyim şimdi.”

Koşarak odama geri döndüm. Yere saçtığım günlüklerimi unutmuşum. Defterlerden birine takıldım. Onları hızla toplarken, bir yandan da dinlemeye devam ettim. Dedem ve Hande Teyze kapıda karşılaştılar.

“Baktım Sevim Hanım yine tüm güzelliği ile oturuyordu balkonda. Bir çaya uğradım Orhan Bey.”

“Esra yok mu Asuman Hanım?”

“Bir arkadaşında ders çalışıyorlar Orhan Bey. Dicle gibi akıllı değil ki O, tek başına çalışsın.”

Yapma bunu Asuman Teyze!

Akşam annem eve döndüğünde, anneannem mutfakta başında kocaman bir duman bulutu eşliğinde, sigara içiyordu.

“Otur sana neler anlatacağım.”

“Anneme benim de anlatacaklarım var anneanne.”

Kapıda dikilmiş beni de aralarına alsınlar diye gözlerinin içine bakıyordum.

“E Dicle de bizimle otursun anne.”

“Onun dinleyebileceği şeyler değil bunlar”

“Ama ben çoktan duydum zaten Asuman Teyze’nin anlattıklarını.”

Anneme doğru çevirdim başımı.

“Anneannenin yanına otur Dicle. Bir konuşalım bakalım neler oluyor.”

“Sesinizi yükseltmeyin bari de Orhan duymasın.”

Annem, anneannemin aksine benden hiçbir şeyi saklamaktan yana değildi ve anneannem bu halinden çok rahatsızdı. Annem, kendi annesinin rahatsızlığını önemsemiyordu. Beni de önden önden hayata hazırlamak ister gibi bir hali vardı. Bu onun için daha önemliydi. Kendimi yaşıtlarıma göre daha güçlü, bana ait olmasalar bile deneyim sahibi hissediyordum. Şimdi dedemden olan biteni beraber gizlemenin tadı da bambaşkaydı. Tüm bunların etkisi içinde, olayın ciddiyetinin çok farkında değildim belki de…

Annem şoktaydı.

“Bu çok büyük bir olay anne. Adam kuşumu göstereyim demiş küçücük kıza. Bugün Esra’ya, yarın bizim kıza. Ay direkt pataklarım ben bu adamı. Pis sapık. Yani o bodur karısını da hiç sevmiyorum ama ona da yazık, bilsin. Boşayıversin gerekirse adamı.”

Üstüme vazife olmadan atladım konuya:

“Ben kuş görüp ne yapayım anne.”

“Saçma saçma konuşma Dicle. Annenin de hiddeti yersiz. Dedim işte. Yarın konuşacağım ya Yalın’la ya Adile ile.”

Anneannem de anca gizlesin.

……

Saate baktım. Aklım Esra’daydı. Hızla sofradaki fazlalıkları kaldırmaya başladım.

Anneannem arkamdan koyduğum bardakların yerini değiştirdi.

“Hayrola Dicle. Ne bu hamaratlık?”

“Uyumadan Esra’ya çıkabilir miyim biraz?”

“Çık tabii. Destek olmuş olursun.”

İzni koparır koparmaz Esra’ya koştum.

……..

Esra kapıyı ilk zilde açtı. Demek ki o da beni bekliyordu. İkimizi gören, uzun zamandır görüşmediğimizi sanabilirdi.

“Gel odama geçelim.”

Asuman Teyze güvensiz bakışlar attı.

“Kapınızı kapamayın Esra. Seslenirsem televizyondan duyulmaz.”

Oturduk yatağının üstüne, saatlerce konuşacakmış gibi yayıldık.

“Esra ne oldu bugün?”

“Anlatacağım ama kimselere söylemeyeceğine söz ver.”

Annemin kokusunu duyar gibi oldum. Dürüstlük konusunda öyle takıntılıydı ki…

“Sen önce bir anlat Esra.”

“Bu apartmandan nefret ediyorum. İlişkileri zedelenmesin diye bayram ziyaretleri, apartman toplantıları, balkon çayları, aşureler eksik olmuyor ama aslında kimsenin kimseyi yeterince tanıdığı yok.”

Anneannemi de mi iğneliyor muydu bu sözlerle? Rahatsızlığım boğazıma vurdu, öksürdüm. Öksürüğümün bitmesini bekledi sonra bana iyice yaklaştı ve fısıldayarak anlatmayı sürdürdü.

“Marketin çırağından öğrendim. Yalın, evdekilerin gittiği günlerde marketten bir paket sigara sipariş ediyormuş. Bunlar da bir paket sigara için ayağına çağırıyor diye söylene söylene gidiyorlarmış. Bahşiş de vermiyormuş çünkü.”

“Birşey içer misin Dicle?” Asuman Teyze yoklama çekiyor. İçeriye doğru cevap verdim.

“Hayır Asuman Teyze, teşekkürler. Devam et sen Esra.”

“Derken birgün ‘Bekle’ demiş ve kapıyı aralık bırakmış. Çırak kapalı kapının önünde biraz beklemiş ve bir süre sonra da Yalın kapının aralığından parayı uzatmış. Kolunda altın bir bilezikler ve parmağında rengarenk yüzükler varmış. Valla bak çırak görmüş hepsini.”

“Ne diyorsun? Parmağında yüzükler takmış halde elini mi uzatmış? Bu kuş olayı ne peki? Ne diye gittin adamın evine…Sokakta kuş mu yok?”

“Yahu adamın zarar verecek hali mi var? Gerçekten kuşları görmek için gittim. Biraz da meraktan tabi, belki ben de takılarını görürüm diye.

“Hiçbir şey yapmadı yani sana? Ama annene niçin açıklamadın bunu?”

Kapıda Asuman Teyze belirdi ansızın.

“Dicle sizinkiler aradı. Geç oldu, gelsin diyorlar.”

“Tamam. Kalkıyorum.”

‘İşte bu yüzden’ der gibi gözlerime baktı Esra. Ben aşağıya inmeden bir süre de kapının pervazında dikildik. Sessizce fısıldadım.

“Bence konuş annenle.”

Esra parmak uçlarının üstünde yükseldi ve kollarını kapıya doğru gererek esnedi.

Üstelik dalga geçiyor gibi konuştu.

“Bakarız.”

Esra’nın bu tavrı karşısında kafam karışmıştı. Daha önce böyle şeyler yapmazdı. Dönüşte fark ettim ki terliğimi ters giymişim.

Eve geldiğimde anneannem ve dedemin uyumuştu. Annem de televizyon izliyordu… Esra’ya verdiğim söz aklımdaydı. Hiçbir şey demeden hızlıca yattım. Annem de üstüme gitmemişti. Odanın karanlığı beni gizlerken bir süre kendimi parmaklarım üstünde yükselmiş hayal ettim. Kollarımı tavana doğru kaldırdım. Esra gibi meraklı ve rahat olmayı ne çok isterdim. Akıllı ve çalışkan olmanın heyecanı yoktu. Biraz bunun üstüne düşündüm. Acaba Yalın Bey geceleri yatağına uzandığında neler düşünüyordu? Niye evliydi? Karısının kıyafetlerini de giyiyor muydu? Gözlerimi kapadım. Uyumuşum. Rüyamda Yalın Bey sarı renkte peruğu ile balkonda yürüyor, benim onu dikizlediğimi görünce bana bir göz kırpıp, ardından avaz avaza bağırarak kuşun kafesini aşağıya fırlatıyordu.

“Bakma buraya.”

Ben kuşu yine bir türlü göremiyordum. Nefes nefese ve biraz da Esra’ya kızgın uyandım. Her sabah yaptığım gibi yine masama geçip, günlüğüme şöyle yazdım.

“Bu Esra’nin hiçbir şeyine güvenmiyorum. Onunla görüşmektense daha çok derse çalışacağım.”

Günsu ÖZKARAR